Monday, December 31, 2007

Sunday, December 30, 2007

BRAVO DADAŞ HALKÇILIK BUDUR!

Acil servislere gelen hastalar 'doluyuz' cevabını almayacak
Sağlık Bakanlığı'nın yeni uygulamasıyla birlikte hastalar artık hastanelerin acil servislerinden, dolu olduğu gerekçesiyle geri çevrilmeyecek. Buna göre, hastaneler acil servis bilgilerini elektronik ortama girecek. Ambulanslar, hangi hastanenin acil servisinde boş yer varsa, hastayı oraya götürecek.
Devlet hastaneleri bundan böyle, acil servislerin yoğun bakım ünitelerine getirilen hastaları, yerleri olduğu halde, "doluyuz" gerekçesiyle geri çeviremeyecek. Sistem 112 Acil Sağlık Hizmetleri üzerinden yürüyecek. Hastane bilgileri ambulanslardan takip edilebilecek. Bu düzenlemedeki amaç ise, vakit kaybını önleyerek, hastayı en kısa sürede, boş yeri olan bir acil servise ulaştırabilmek.
Yeni sistem Ankara'daki devlet hastanelerinde uygulanmaya başladı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, "hastaneler acil servis bilgilerini elektronik ortama girecek. Nerede boş yer var nerede yok görülecek" dedi. Getirilen bu düzenlemenin sadece devlet hastanelerini değil, üniversite ve özel hastaneleri de kapsadığını belirten Akdağ, hastanelerin, acil servislerindeki yoğun bakım ünitelerinde yer olmasına rağmen, hastayı geri çevirmesi halinde ise para cezalarına çarptırılabileceğini söyledi.
30.12.2007Y.Şafak

Tuesday, December 25, 2007

YÖK GİDECEK BİLİM GELECEK...

Türk profesörler dünyaya sıfır çekti
Türk üniversiteleri, bilim üretmeyi unuttu! Son 25 yılın uluslararası bilimsel dökümüne göre Türkiye dünya bilimine yüzde 1'lik bir katkı bile yapamamış. İşte eğitimcilerimizin hali:
25 Aralık 2007 10:15
Fırat Gazel'in haberi...TÜBİTAK'ın uluslar arası verilere dayanarak kitaplaştırdığı Türkiye Bilimsel Yayın Göstergeleri, suni ve gereksiz tartışmalarla gündeme getirilen üniversitelerimizin bilim alanındaki içler acısı durumunu ortaya çıkarttı. Kitapta, 1981'den 2006 yılına kadar uluslar arası dergilerde yayınlanan makalelerin dökümü yapıldı. Türkiye, ülkeler sıralamasında 21'inci oldu. Sıralamaya göre, ABD'nin 5 milyon 861 bin 401 makale üretip 123 milyon 847 bin 576 atıf aldığı dönemde Türk üniversiteleri sadece 98 bin 186 yayın yapabildi. KENDİLERİNE ATIF YAPTILAR Türkiye'nin makale bazında dünya bilimine katkısı yüzde yarım oldu. Üstelik Türk bilim adamları, kendi makalelerine kendileri atıfta bulunarak referans atıf sayısını yükselttikleri halde, dünya bilimine yüzde 1'lik bir katkı bile yapamadık. Kendine yapılan atıflar çıktığında Türkiye'nin orijinal yayın sayısı 64 bine, atıf sayısı ise 112 bine geriliyor. Türk üniversiteleri, özellikle temel bilimlerde sınıfta kaldı. Matematikte 25 yılda ancak 1197 yayın yapıldı ve 2 bin 649 atıf alındı. Kendine yapılan atıflar çıktığında yayın sayısı 747'ye, atıf sayısı da 498'e geriledi. TEK BAŞARI TIP ALANINDA 25 yılda fizik yayını sayısı 7 bin 359, atıf sayısı da 39 bin 435 gibi görülürken, kendine atıflar çıkarıldığında yayın sayısının bir anda 347'ye, atıf sayısının da 4 bin 40'a düştüğü gözlendi. Türkiye hukukta tam bir bilimsel çöküş içinde. 25 yılda sadece 14 hukuk makalesi yazıldı. 14 makaleye bir atıf yapılmış, o da yazarın kendisi tarafından! Klasik sanatlarda makale sayısı ise 3’te kaldı. Tarih, Edebiyat, Felsefe, Din ve Dinayet dallarında da durum içler acısı. Uluslararası alanda göğsümüzü kabartan tek dal tıp oldu. Yayınlanan 98 bin 186 yayının 38 bin 161'ini klinik tıp oluşturdu. KÖKLÜ KURUMLAR SINIFTA KALDI Üniversitelerimize baktığımızda, 1956'da kurulan ODTÜ'nün yayın sayısı 5 bin 711, (kendine atıflar hariç 3 bin 35), en eski üniversite İstanbul Üniversitesi'nin 8 bin 841 (kendine atıflar hariç 5 bin 736), Boğaziçi Üniversitesi'nin 2 bin 383 (kendine atıflar hariç bin 225), İTÜ'nün yayın sayısı ise 4 bin 27 (kendine atıflar hariç 2 bin 2) oldu. Askeri okullarda da durum dikkat çekici. 25 yılda Kara Harp Okulu 16, Deniz Harp Okulu 15, Hava Harp Okulu 7, GATA 852 yayın üretti. İşi bilimsel araştırma yapmak olan TÜBİTAK da bu sürede kendine atıflar dahil bin 933, kendine atıflar çıkıldığında bin 191 yayında kaldı.(Bugün)

Sunday, December 23, 2007

8 TEMMUZ-İNFORMEL ANA BLOG

NEVİN OLUŞ 8 TEMMUZ

8 TEMMUZ-İNFORMEL

MERİHYİLDİZİ

MERİHYİLDİZİ 8 TEMMUZ-İNFORMEL

8 TEMMUZ

8 TEMMUZ

BOZAN GÜÇ!

EZBERİ DE BOZAR;
MORALİ DE BOZAR;
OYUNU DA BOZAR!

DURMAK YOK YOLA DEVAM...

Erdoğan: Atatürk’ün hedeflerinin takipçisiyiz
BaŞbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak ebediyen yaşayacağını belirterek, “Dün olduğu gibi bugün de, yarın da hiçbir karanlık girişim, hiçbir tahrik, Cumhuriyetimizin bu yürüyüşünü durdurmaya muktedir olamayacaktır’’ dedi. Başbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada Erdoğan, “77 yıl önce Menemen’de birlik ve beraberliğimize, Cumhuriyetimizin gelecek ideallerine yönelik menfur bir hadise yaşanmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaşlaşma hedeflerinin dün olduğu gibi bugün de takipçisiyiz. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da hiçbir karanlık girişim, hiçbir tahrik, Cumhuriyetimizin bu yürüyüşünü durdurmaya muktedir olamayacaktır. İnanıyorum ki, milletimiz, her türlü karanlık girişim ve tahriki boşa çıkaracaktır” dedi.
23.12.2007 Akşam

Wednesday, December 19, 2007

Tarih :
19-12-2007
Konu :
Kurban Bayramı mesajı
Sayın Cumhurbaşkanımızın, Kurban Bayramı mesajları aşağıda sunulmaktadır:
"Sevgili Vatandaşlarım,
Kurban Bayramının bütün vatandaşlarımıza, bütün İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlı olmasını, yeryüzüne barış ve huzur getirmesini diliyorum.
Bayramlar, ruhlarımızı arındıran manevi bir iklimin hepimizi kuşatmasına vesile olmaktadır. Bayram günleri dayanışma ruhunun, kardeşliğin, fedakarlığın doruk noktaya çıktığı sevinç günleridir.
Bu sevinci bayramlar vesilesiyle çoğaltmak, bu neşeyi yediden yetmişe, konu komşu herkese ulaştırmak, başkasının mutluluğu ile mutlu olmayı bilmek büyük milletimizin asli karakteridir.
Ne mutlu bizlere ki, kadim değerlerimizi muhafaza ederek öteden beri insanî özü geliştiren, toplumsal dayanışmayı, yardımlaşmayı ve paylaşmayı adalet ve merhametle, sevgi ve kardeşlik temelinde esas alan bir yüksek medeniyete, bir kutlu inanca ve bir yüksek kültüre mensubuz.
Bu yüksek mensubiyet dolayısıyladır ki, insanî değerlerin aşındığı, değerler üzerindeki sömürünün evrensel bir sorun haline geldiği, bireyciliğin ve bencilliğin toplumsal huzuru ve barışı tehdit ettiği çağımızda yeryüzünün en barışçı, en merhametli, en diri toplumlarından biriyiz.
Türkiye ve Türk toplumu bugün, sadece kendi mutluluğu ve huzuru için değil, bütün insanlığın barış ve adalet içinde yaşaması için yeryüzünün her bölgesine merhamet ve şefkat elini uzatan bir ülke ve bir toplumdur.
Devletimizin güçlenmesinin yanı sıra milletimizin maddi ve manevi zenginliklerini başka diyarlardaki, başka ülkelerdeki kardeşleriyle, yardıma muhtaç başka toplumlarla paylaşmaya gösterdiği özen her türlü takdiri hak eden bir erdemliliktir.
Türkiye, ekonomik ve sosyal sorunlarını büyük ölçüde aşmış, demokratik güven ve istikrarı sağlam temeller üzerinde tesis etmiş, ?muasır medeniyet? hedeflerini kararlılıkla gerçekleştiren bir büyük ülkedir.
Türkiye Cumhuriyeti?nin bütün kurum ve kuruluşları vatandaşlarımızın daha çok mutlu ve mesut yaşaması, istisnasız herkesin hukukunun daha iyi korunması, refahın daha çok yaygınlaşması için çalışıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti, şu anda dünyanın en saygıdeğer ülkeleri arasında itibarını her geçen gün yükselten, bütün vatandaşlarının dünyada saygı gördüğü, bütün ülkelerin dostluğundan fayda gördüğü bir ülkedir.
Ekonomik krizlerle, siyasi ve sosyal sorunlarla dünya kamuoyunda yer aldığımız sancılı, sıkıntılı günler artık geride kalmıştır.
Şimdi, her geçen gün gelişmekte olan demokrasisine paralel olarak ekonomisi büyüyen, adaleti bütün bölgelerine yaygınlaştıran, bütün kentleriyle birlikte kalkınan, dostluk elini uzattığı herkesten istediği karşılığı alan bir Türkiye var.
Türkiye, insan hak ve hürriyetlerinde demokrasi ve adalet çıtasını her geçen gün yükselterek, bütün vatandaşlarını kucaklayarak, demokratik hak ve özgürlükleri herkese şamil kılarak emniyet içinde geleceğe yürümektedir.
Bu süreçte toplumun bütün katmanlarından beklentimiz Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin kazanımlarına yeni kazanımlar katmamız için, refah ve huzuru daha ileri merhalelere taşımamız için samimi katkı vermeleridir.

İnanıyorum ki, milletçe birlik ve beraberlik içinde idrak ettiğimiz Kurban Bayramı bütün milletimizin yüreğine daha çok ferahlık ve daha çok huzur verecek, toplumsal dayanışmamızı derinleştirecek, kardeşlik ruhumuzu güçlendirecektir.
Bu hissiyatla bütün vatandaşlarımın mübarek Kurban Bayramlarını yürekten tebrik ediyor, milletimize ve tüm insanlığa barış, huzur ve esenlik dolu bir hayat diliyorum."

Tuesday, December 18, 2007

BAŞBAKAN'DAN SINIR ÖTESİ KARARLILIĞI

Erdoğan'dan sınır ötesi kararlığı
Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'taki PKK unsurlarına yönelik düzenlenen operasyonlarla ilgili konuştu. Erdoğan, operasyona karşı çıkan AB'ye 'samimiyetsizlik' göndermesi yaptı.
18 Aralık 2007 15:50 Haber7

Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'taki PKK unsurlarına yönelik düzenlenen operasyonlarla ilgili konuştu. Erdoğan, operasyona karşı çıkan AB'ye 'samimiyetsizlik' göndermesi yaptı.
Başbakan Erdoğan Makedonyo Başbakanı Gruevski ile basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Erdoğan sınır ötesi operasyon konusundaki soruya şu yanıtı verdi:"Irak'ın toprak bütünlüğüne karşı olumsuz yaklaşımımız yoktur. Orada yarşayan sivil halkla da bir sorunumuz yoktur. Mücadelemiz ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden PKK'ya karşıdır ve uluslararası anlaşmaların bize verdiği haklarımızı kullanıyoruz. Ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden her türlü unsura karşı tedbirimizi alacağız. Uluslararası camiada altyapımızı hazırladık. Uluslararası camia her yönden bizi desteklemektedir. Şu anda Silahlı Kuvvetlerimiz ne gerekiyorsa onu yapmaktadır. Bundan sonra da ne gerekiyorsa onu yapacaktır. PKK'yı terör örgütü ilan ettikten sonra bu mücadeleye kaşı çıkmak samimi bir yaklaşım değildir. Avrupa Birliği PKK'yı terör örgütü olarak ilan etmiştir."

Saturday, December 8, 2007

DEMOKRASİ YOLUNDA İLERİ...

8 TEMMUZ BİLEŞENLERİ

Friday, December 7, 2007

28 Şubat sona erdi, 12 Eylül'e devam
İHSAN DAĞI07/12/2007 YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in görev süresi bugün doluyor. Yeni başkanı atayacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'Özgürlükçü bir YÖK başkanı herkesi memnun edecektir.' dedi.
Üniversiteleri kışlaya çeviren, akademik performans yerine ideolojik sadakati esas alan, kendi iktidarlarını koruma mücadelesini 'rejimin bekçiliği' olarak sunan 'politize' bir zihniyetin üniversiteleri temsil noktasında olmaması kuşkusuz önemli bir gelişme olacaktır.
Ancak sorunun kökenine inmekte yarar vardır. YÖK Başkanlığı'na Teziç'ten sonra 'özgürlükçü' bir öğretim üyesinin atanması, üniversitelerde 28 Şubat sürecinin sona ermesi anlamına geliyor olabilir; ama 12 Eylül rejimi üniversitelerde aynen devam edecek. 12 Eylül askerî rejiminin Türkiye'ye hediyesi olan Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde hareket etmek zorunda olan bir YÖK başkanı ne kadar 'özgürlükçü' olabilir ki?
Öyle bir yasadan söz ediyoruz ki yükseköğretimin amacını, 'devlet'e sadakatle hizmet edecek belli 'bir tip' insan yetiştirmek olarak açıkça zikrediyor. Üniversite, öğrencilerin 'tek tip'leştirildiği bir 'aygıt' sanki, öğretim üyeleri de bu amaca hizmet eden 'devletin ideolojik komiserleri'... Özünde böyle bir felsefe olan bir yasa ve kurum ne bugünkü Türkiye'yi temsil ediyor, ne de böyle bir yükseköğretim anlayışı ve yapısıyla üniversiteler yönetilebilir. 'Üniversite' diyebileceğimiz bir kurum girişimci, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin farkında ve buna katkıda bulunan, çağdaş dünya hakkında sağlam bir donanıma sahip özgür bireyler yetiştirmek ister.
Ama bizim YÖK'ün niyeti bambaşka... Yasanın amaç bölümü açık; 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren' sadık vatandaşlar yetiştirmek. Yasanın 'ana ilkeler' bölümü Kemalizm'e 'bağlı' bireyler yetiştirmeyi, öğrencilere bu ideoloji doğrultusunda bir 'hizmet bilinci' kazandırmayı, milli birliği ve beraberliği kuvvetlendirici 'ruh ve irade gücü' aşılamayı kendine misyon ediniyor. TCK 301. maddeyi aratmayan bir 'Türklük' anlayışına yer veren, kolektivist, bireyi topluma feda etmeye hazır, devlete karşı görev ve sorumlulukları vurgulayan bir yükseköğretim yasası...
Öğrencilerin özgürlüğünden, girişimciliğinden, yaratıcılığından, bilimsel ve teknolojik donanımlarından çok, devlete sadakat amacına yönelik bir yükseköğretim anlayışı ancak faşizmde olur. Bu yasayla aslında üniversitelerin mevcut düzeydeki özgürlüğü ve çoğulculuğu bile bir mucizedir. Yasayı değiştiremeyince yasayı yürütmekle yükümlü görevlileri değiştirmekte medet umuyoruz. 12 Eylül rejiminin Anayasa'sının bile yarısından fazlasını değiştirdik, ama bir yasasına dokunamıyoruz. Türkiye'nin demokrasi ve özgürlükler alanında aldığı mesafeye yakışmayan bir YÖK var. Merkeziyetçi, otoriteryen, ideolojik, dışlayıcı ve buyurgan... Üniversiteleri, uluslararası düzeyde rekabet edebilir, evrensel bilgiye katkı sunabilir, özgür ve yaratıcı kurumlar olarak tanımlamak ve geliştirmek yerine, üzerine vazife olmayan bir şekilde 'statüko'yu muhafaza etmek üzere siyaset yapmaya kalkan bir yapı ve anlayış hakim yükseköğretimin kurumlarına.
AK Parti hükümetinin geçmiş dönemde hanesine yazılan en büyük başarısızlık, YÖK'ün kaldırılması veya değiştirilmesi konusunda adım atamamış olmasıdır. 'Rejim elden gidiyor' sloganları ile değişim talebinin geri püskürtüldüğünü biliyoruz. Neredeyse toplumun tüm kesimlerinden değişim talepleri gelirken YÖK değiştirilemedi. YÖK'e dokunamayan, 12 Eylül'ün kurduğu statükoya da dokunamıyor demektir. 'Özgürlükçü' bir YÖK başkanına özgürlükçü bir felsefeye yaslanan yeni bir yükseköğretim yasası vermek gerek. Buna da anayasa taslağı hazırlayan heyete benzeri bir 'akil adamlar ve uzmanlar' grubunun çalışmasıyla başlanılabilir. Unutmayalım mesele, geçici olan 28 Şubat sürecinin aktörlerinin sahneyi terk etmesi değil, bu süreci mümkün kılan 12 Eylül rejimin değiştirilmesidir. Zaman

Tuesday, December 4, 2007

YÖNETİMİN BU OYUNA DÜŞMEMESİ GEREKİR
Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu (Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi):
"Bu klasik bir yöntem oldu Türkiye'de. Belirli gizli güçler bu tür atamalarda bu tür söylemler ortaya atıyorlar. İnsanların beynini değil, düşüncelerini değil eşlerini tartışmaya açıyorlar. Yönetimin, idarenin bu oyuna düşmemesi gerekir. Türban olayından bu toplum usandı. 'Devlet iktidarı'nın yönetimde izin verdiği atamalar istiyorlar. Belirli kesimlerin yönlendirdiği atamalar yerine liyakatı olanların atanması gerekir.
YÖK Başkanı Teziç 'Rektörlerin özel hayatı bizi ilgilendirmez' diyor. Rektörler atanırken hem MİT, hem de MGK'dan bilgi istemiyor musunuz diye Teziç'e sorarlar. Bu sorunun net yanıtını verebilir mi acaba? Bu görevlere istihbarat yapmadan kimseyi atamıyorlar."


http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=05.12.2007&c=1&i=85823

Monday, December 3, 2007

8 TEMMUZ TÜM BİLEŞENLERİ İLE MİLLETİNİN İRADESİNE BAĞLIDIR...

Gül: Bilgi notu YÖK'ten gelmedi
03.12.2007 15:03 ( Kaynak : http://www.korsanhaber.com/haber_paylas.asp?haber=3697 )
Gül, YÖK'ten Osmangazi Üniversitesi için gönderilen rektör adaylarından birinin yanında "Eşi kara çarşaflıdır" ihbarı olduğunu, ancak araştırınca bu kişinin hiç evlenmediğinin ortaya çıktığını anlatınca, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) yazılı açıklamayla yanıt verdi. YÖK, kendilerinden böyle bir ihbar yapılmadığını bildirdi.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bir açıklama yaparak basına yanlış yansıyan sözlerini düzeltti. Gül, rektör adayının eşinin çarşaflı olduğu yönündeki bilgi notunun YÖK'ten gelmediğini ve böyle bir ifade de kulanmadığını açıkladı.
Abdullah Gül: Bilgi notu değil, ihbar mektubu geldi

YÖK GİDECEK BİLİM GELECEK...

Wednesday, November 14, 2007

Thursday, November 1, 2007

Sunday, October 28, 2007

Tarih :
28-10-2007
Konu :
Cumhuriyet Bayramı mesajı
Sayın Cumhurbaşkanımızın Cumhuriyet Bayramı mesajları aşağıda sunulmaktadır:
"Aziz vatandaşlarım,
Bugün Cumhuriyetimizin 84. yıldönümünü kutlamanın gurur ve coşkusunu yaşıyoruz. Bu vesileyle hepinizi muhabbetle selamlıyorum.
Bu anlamlı günde, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, istiklal savaşı kahramanlarımızı ve aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
Yine bu vesileyle, ülkesine ve milletine hizmet için büyük fedakarlıklar gösteren, Türkiye Cumhuriyeti'nin yücelmesine katkı sağlamış devlet adamından sanatçısına, işadamından siyasetçisine, işçisinden esnafına, çiftçisine herkesi şükranla anıyorum.
Aziz vatandaşlarım,
Cumhuriyetin ilanı, milletimizin şanlı tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biridir:
- Cumhuriyet, milletimizin bağımsızlık ve hürriyetinden asla taviz vermeyeceğinin ifadesidir.
- Cumhuriyet, milletimizin çağdaş dünyada hak ettiği yeri alma kararlılığının göstergesidir.
- Cumhuriyet, birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğimizde olmaz denileni başardığımızın kanıtıdır.
Ne mutlu ki, 84 yıl önce büyük önder Atatürk'ün önümüze koyduğu ?muasır medeniyetler seviyesine ulaşma? hedefinde büyük mesafeler aldık. Cumhuriyetimizin kuruluş ideali olan hedeflere bugün her zamankinden daha yakınız. Artık hedefimiz, ülkemizi çağdaş dünyanın da ilerisine taşımaktır.
84 yıl önce Cihan Harbi ve İstiklal Savaşı'ndan harap vaziyette çıkan Türkiye, bugün güçlü ekonomisi, insan haklarına dayalı demokratik rejimi, dinamik nüfusu, kuvvetli ordusu ve hepsinden önemlisi devlet ve milleti birbiriyle kaynaştırmayı başaran yönetim anlayışıyla saygın ve güçlü bir ülke haline gelmiştir.
Tarihinin ve coğrafyasının kendisine yüklediği misyonu dikkate almaya ve çağın dinamiklerini doğru okumaya başlayan Türkiye, bölgesi ve ötesindeki gelişmelere yön veren, dostluğu aranan, husumetinden çekinilen bir aktör konumuna yükselmiştir. Bir cazibe merkezi haline gelmiştir.
Gelinen bu nokta, milletimizin her kesiminin sarfettiği ortak gayretin ürünüdür.
Bir zamanlar sorunlarla boğuşan ekonomimiz bugün dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer almaktadır. 84 yıl önce bir tarım toplumu olan Türkiye, bugün dünyanın altı kıtasına mal ihraç eden sanayileşmiş bir ülke haline gelmiştir. Türk girişimciler dünyanın dört bir yanında havaalanları, fabrikalar, alışveriş merkezleri inşa etmektedir. Türkiye?nin ekonomide sağladığı başarılar sınırlarımız dışında parmakla gösterilmektedir.
İnsan haklarına saygılı demokratik rejimimiz, açık toplumu teşvik eden yaklaşımımız, bireyi esas alan yönetim anlayışımız pekiştikçe Türkiye daha da güç kazanmaktadır. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin, çağdaş insan hakları ve demokrasi standartlarını yakalayabilmesi, hem bölgemizde hem de geniş bir coğrafyada gıptayla izlenmektedir.
84. yılında Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği'nin demokratik standartlarını yakalamış bir ülke olarak görülmekte; buna göre de itibar görmektedir.
Türk toplumu artık sorunlarını açıkça tartışan, böylece birbirini daha iyi tanıyan ve anlayan bir toplum haline gelmiştir. Bu sayede, beklenmedik gelişmeler karşısında süratle akılcı çözümler bulma refleksimiz gelişmiştir.
Türkiye, edebiyatta, sanatta, sporda, eğitim ve bilimde bir çeşit rönesans yaşayarak, adını dünyaya duyurmaktadır.
Kıymetli vatandaşlarım,
Millet ve devlet olarak 84 yılda ulaştığımız noktaya ilişkin örnekleri artırmak mümkündür. Ancak, bu kazanımlar ve ulaştığımız seviye bizleri asla rehavete düşürmemelidir. Millet ve devlet olarak önümüzde daha katedilecek mesafe ve atmamız gereken adımlar olduğunun bilincindeyiz.
Ülkemizin jeopolitik konumu, komşularımızda süregiden istikrarsızlık, yanıbaşımızdaki yangın ve terör belası her zamankinden daha fazla güçlü olmamızı gerektiriyor.
Ülke ve millet olarak daha da kuvvetli olmak ve karşımıza çıkan engelleri aşabilmek için ihtiyacımız olan en önemli husus, birlik ve beraberliktir. İstiklal mücadelesindeki başarımızı nasıl birlik ve beraberliğimize borçluysak, bugün önümüze çıkabilecek engelleri aşmak için yine birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır.
Büyük ve güçlü Türkiye tasavvurunda farklı renklerin olması doğaldır. Biz farklılıkları zenginlik olarak gören, ortak tarih bilinciyle yoğrulmuş, ortak hedeflere kitlenme kabiliyeti olan bir milletiz. Tarihimiz, farklılıkların yüzyıllarca nasıl bir arada yaşayabildiğinin somut göstergesidir.
Bugün de önümüze çıkabilecek her türlü engel karşısındaki en büyük değerimiz bu birlik ve beraberlik duygusudur. Bu duyguyu güçlü tuttuğumuz müddetçe aşamayacağımız sorun yoktur. Yakın ve uzak tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.
Değerli vatandaşlarım,
Cumhuriyetimizin kazanımlarını pekiştirmek için ihtiyaç duyduğumuz bir diğer husus, Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin muhafazasıdır. Anayasamızın değişmez hükümleriyle belirlenmiş olan Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini bir bütün olarak savunmalı ve daha da kökleştirmeliyiz.
İnsan hakları ve temel hak ve hürriyetlere saygılı demokrasimizin daha da iyileştirilmesi, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarabilmek ve devlet - millet kaynaşmasını sağlamlaştırmak için elzemdir.
Devlet, vatandaşlarının mutluluğu, huzuru, refahı ve güvenliği için vardır. Devlet görevini ifa ederken, vatandaşa hizmeti esas almalıdır. Bunlar, insan hakları ve demokraside yüksek standartları yakalamış ülkelerin vazgeçilmez nitelikleridir.
Özellikle son dönemde Avrupa Birliği üyeliği yolunda attığımız adımlarla, insana hizmetin esas alındığı, milletin devletine güven duyduğu, kimseye ayrımcılık yapılmadığı bir ortam ülkemize hakim olmaya başlamıştır. Bu ortamı pekiştirmek hepimizin görevidir.
Yarım asırlık milli bir proje olan Avrupa Birliği?ne tam üyelik hedefimiz de, esasen, demokrasisi güçlü, insanları zengin ve müreffeh, dünyayla her alanda rekabet edebilen bir Türkiye hedefinin parçasıdır.
Değerli vatandaşlarım,
Uzun süredir terörizm belasına karşı milletçe verdiğimiz mücadele bu günlerde daha da kararlılıkla sürdürülmektedir.
Öncelikle, terörle mücadelede şehit olan asker, polis, köy korucusu ve diğer görevlilerimize ve alçakça saldırılarda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah?tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabır diliyor, gazilerimizi şükranla anıyorum.
Cumhuriyetimiz kurulurken bu ülkenin dört bir yanından çıkıp bu vatanın bağımsızlığı uğruna cephelerde can veren şehitlerimiz neyse, bu kez Cumhuriyetin bekası için terörle mücadele ederken canlarını feda eden şehitlerimiz de bizler için aynıdır.
Şairin ?Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır? ifadesinde anlamını bulduğu üzere, bu topraklar onların sayesinde vatan hüviyeti kazanmıştır.
Ateş önce düştüğü yeri yakmaktadır. Ancak, şehit ve gazi aileleri hepimizin aileleridir. Kendileri bizlere emanettir. Onlara sahip çıkmanın, dertleriyle dertlenmenin hepimizin borcu olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Değerli vatandaşlarım,
Başta da belirttiğim gibi, Türkiye Cumhuriyeti 84. yılında devlet ve milletiyle el ele vererek muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma hedefine doğru emin adımlarla süratle ilerlemektedir.
Türk halkı, bugünlere nasıl gelindiğini unutmayacaktır. Şanlı tarihimize, milli benliğimize sahip çıkacak, çağdaş uygarlık yolunda kararlı biçimde yürümeye devam edecektir.
İnsanlarının her bakımdan mutlu olduğu, güçlü, zengin, müreffeh bir Türkiye hedefine ulaşmak için vargücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz. Cumhuriyetimiz 100. yılına geldiğinde, güçlü demokrasisi, dev ekonomisi, birlik ve beraberliğini daha da pekiştirmiş, devlet - millet kaynaşmasını artırmış yapısıyla Türkiye'nin dünyada hak ettiği yere geleceğine inanıyorum.
Milli hedeflerimize ulaşmak için ihtiyaç duyduğumuz güç, istiklal mücadelemizi zafere ulaştıran birlik ve beraberlik ruhunda gizlidir.
Bu inanç ve coşkuyla, yurtdışında yaşayanlar da dahil olmak üzere tüm vatandaşlarımın Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor, çocuklara ve gençlerimize sevgilerimi, bizim kuşağımızı yetiştiren büyüklerimize saygılarımı sunuyorum.
Sağlıcakla kalın."

Wednesday, October 24, 2007

Tuesday, October 23, 2007

Monday, October 22, 2007

8 TEMMUZ BİLEŞENLERİ

8 TEMMUZ-BEHRAM/MirSeyitGaliyev
8 TEMMUZ-19.Fırka/Mehmet BOZAN
8 TEMMUZ-1071 Malazgirt Kardeşliği
8 TEMMUZ-Horasani/Hz Mevlana
8 TEMMUZ-Horasani/Hünkar
8 TEMMUZ-Vatan ve Hürriyet
8 TEMMUZ-Koca Sinan

Sunday, October 21, 2007

8th JULY-Behram/MirSAIDgaliyev

MALAZGIRT FRATERNALLY IS ETERNAL...

8 TEMMUZ-Behram/MirSEYİTgaliyev

MALAZGİRT KARDEŞLİĞİ ÖLÜMSÜZDÜR...

Friday, October 19, 2007

EVET!

DEMOKRASİ İÇİN KUVVETLİ EVET!

Saturday, June 30, 2007

Thursday, June 28, 2007

Wednesday, June 27, 2007

82 Anayasası bizi taşımıyor

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, son 7 yılda 177 maddelik anayasanın 57 maddesinin değiştirildiğini, 82 Anayasası'nın o günün dünya şartlarına göre hazırlandığı için 2007'yi kucaklayamadığını belirterek, 'Anayasa bizi taşıyamıyor. ' dedi. Hisarcıklıoğlu, ekonomik reformların önünde engel olduğu için önümüzdeki dönemde siyasi parti ve seçim yasasında da kesinlikle reform yapılması gerektiğini bildirdi. Türkiye'nin büyümesindeki yavaşlamaya da dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, ekonomideki reformlara devam etmek gerektiğini ifade etti. Reformların devam etmesi için önce siyasi sistemde reform yapılması gerektiğini dile getirdi.
İSTANBUL (CİHAN)Yenişafak2862007

BEN A.H.T.

ADSIZ SANSIZ,

BU ÜLKENİN VE İNSANLIĞIN ÇINARI...

NEFES ALDIKÇA GALİP,

HAYATTAN AYRILINCA MUZAFFER...