Wednesday, July 30, 2008

ÇAĞDAŞ UYGARLIK YOLUNDA ...

DURMAK YOK YOLA DEVAM...

Tuesday, July 29, 2008

HODRİ MEYDAN!

Bombalama olayını gerçekleştirenlerin halka bir mesaj vermek istediğini belirten Uras, ''Demişlerdir ki; (bizim üstümüze gelmeyin.) Hayır, onların üstüne gideceğiz. İnatla biz bu ülkede temiz siyaseti, demokrasiyi kurumsallaştıracağız. Onlara buradan hodri meydan diyoruz.'' ifadelerini kullandı.
http://www.ensonhaber.com/Gundem/142884/Ufuk-Urastan-ilginc-mesaj.html

Friday, July 25, 2008

Friday, July 18, 2008

Ergenekon, ulusalcılık-'Neo-İttihatçılık'
Türkiye, 85 yıllık bir Cumhuriyet ama "Osmanlı miras sorunları"nın hâlâ tam üstesinden gelebilmiş değil. İçinde yaşadığımız son çalkantılar, bir yönüyle, Osmanlı İmparatorluğu'nu, koca "devlet"i çökertmiş olan ve kuruluşundan itibaren Cumhuriyet'e de bulaşmış olan "İttihatçı genler" ile ilgili.Kemal Atatürk, "yeni devlet"ten bu "genleri" temizlemek için çok uğraştı. Ne tuhaf bir "ironi" ki, "neo-İttihatçılar" onun adını bu "genler"e bulaştırarak "dokunulmazlık" ve "meşruiyet" arıyorlar. Günümüzün özellikle yabancı medya terminolojisindeki "Kemalistler" sözcüğü, aslında Atatürk'ün amansız bir karşıtı olduğu İttihatçıların "reenkarnasyonu" için kullanılıyor.İttihatçıların temel siyasi özelliği, "Almanya ittifakı" aracılığı ile, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzlerce yıl sürdürdüğü "Batı'ya dönük" yüzünü ters yöne, Doğu'ya, "Turan hayali"ne döndürmek idi.İktidarı ele geçiriş yöntemleri "darbecilik", kullandıkları başlıca enstrüman "Teşkilat-ı Mahsusa" adlı gizli istihbarat/güvenlik örgütüydü. Balkan Savaşı'nda yitirilen ve imparatorluğun "heartland"ı sayılan Avrupa topraklarından (Rumeli) sonraki "Turan takıntısı", o dönemin Almanya'sında cari "kan ve toprak" idealinden esinlenmiş, Alman hayat alanı "lebensraum" konseptinin Türk replikası olan "Asya'ya ilerlemek" idi.Enver Paşa'nın, onbinlerce askerimizin donarak telef olmasıyla bir trajedi halini alan ve bir askeri strateji faciası olan Sarıkamış harekatının amacı neydi?Kafkasya'ya ulaşmak ve oradan Orta Asya'ya yönelmek. İmparatorluğu, "eski Türk anayurdu"nu ele geçirerek canlandırmak.Sonuç, sadece "hüsran" olmadı. İmparatorluk gitti!***Bir "neo-İttihatçılık" türevi olan "ulusalcılık"ın çeşitli tonlarını içinde barındıran ve "Teşkilat-ı Mahsusa"nın genlerini taşıdığı anlaşılan örgütlenmeye "Ergenekon" ismini vermeleri bir şey anlatmıyor mu?Bu unsurların "ortak noktası" nedir? Ergenekon sanıkları arasında yer alan "sol" etiketlilerinden "sağ" etiketlilerine kadar, hemen hepsinin, Türkiye'nin Batı ufkuna karşı olmakta, "AB karşıtlığı"nda buluşmaları değil mi?Bu örgütlenme ve faaliyetin "ideolojik arka planı" nda, Rusya, İran ve Çin'le yakınlaşma diye nitelenen "Avrasyacı" safsatalar bulunmuyor mu?Bunların "ataları" olan İttihatçıların bir bölümü, adını ne koyarsanız koyun, binlerce, onbinlerce Osmanlı Ermenisi'nin kanına ellerini bulamışlardı. İstanbul'daki, gazeteciler başta, siyasi suikastlarda onların imzası vardı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında suikast peşinde koşanlar, yine o İttihatçı artıklarıydı.Şimdi karşımızda devlet kurumlarına sızmış, devletin içinden ve dışından örgütlenen bir "şebeke" var. Bunların bir "ideolojisi" var. "Batı karşıtı" ve ilhamını Asya'nın arkaik derinliklerinde arayan bir ideoloji.Yöntemlerinde ise, yüzyıl öncesine oranla farklılık yok. Cinayet planları, sabotajlar, darbe ortamı hazırlıkları.Ergenekon soruşturmasının "start" aldığı Umraniye'de, daha sonra Eskişehir'de "örgüt evleri ve depoları" nda çıkanlar Japon oyuncakları değildi, MKE damgalı bombalardı.Tüm işaretler, soruşturmanın ve davanın "son derece" ciddiye alınmasını gerektiriyor. Tarih şuuru bulunmayan, yakın tarihimize ilişkin bilgisiz ve kayıtsız olanlar, bu davaya ilişkin "simgeler"i hafife alır, "Agarte"den "Ergenekon"a, çeşitli "kod isimler" karşısında apışır kalır.***Türkiye'de şu anda gündemin başına oturan Ergenekon davası eksenindeki konuların önemini, neyse ki, Silahlı Kuvvetler'in komuta kademesi idrak etmiş görünüyor.Silahlı Kuvvetler'de komuta hiyerarşisini yakın geçmişimizde ilk kez İttihatçılar bozdu. Sonuç, Balkan Harbi bozgunu ve "devletin çöküşü" oldu.Bunun ikinci kez bozulması, 27 Mayıs 1960 askeri darbesidir. Türkiye, demokrasiye kan kaybettiren askeri darbeler zincirine öyle girdi. 12 Mart 1971, 27 Mayıs'ın tekerrürü korkusunun eseridir. 12 Eylül 1980, komuta kademesinin darbesidir ve Türkiye'ye, hâlâ tamir edilemeyen, yakın tarihinin en büyük darbesini vurmuştur.Darbeler, Soğuk Savaş dönemine aittir. Günümüz Türkiye'sinde yeri olamaz. O nedenle, Ergenekon ile irtibatlı "darbecilik", bir başka deyimle "neo-İttihatçılık" , dolayısıyla "anakronik" bir haldir. Modern bir devlete sahip olma iddiasındaki bir ülkenin, modern ordusu olma iddiasındaki üst komuta heyetinin, bu nedenle, söz konusu "anakronizm" e izin vermesi beklenemez.Ergenekon davası ile ilgili gelişmelerde, askerin "hukukun önüne dikilmemiş olması", herhalde, böyle açıklanabilir.Buna ters düşen CHP'nin konumudur.Taha Akyol önceki gün şöyle yazıyordu: "CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Ergenekon iddianamesi için 'Dağ fare doğurdu' deyiverdi. CHP Genel Başkanı Baykal'ın 'Başbakan savcı ise ben de Ergenekon'un avukatıyım' diyebildiği bir siyaset anlayışında, Öymen'in bu sözleri adeta ‘filmin devamı' gibi...Evet ama iddianameyi ve delillerini görmeden böyle hemen 'avukatlığına' soyunmak ve 'Dağ fare doğurdu' diye hüküm vermek, hukuka saygıdan vazgeçtim, hukuku önemseyen bir tavır mıdır?!"İttihatçılık ya da "neo-İttihatçılık"ın hukukla bir ilgisi var mıdır ki?
C.Çandarhttp://www.korsanhaber.com/yazarlar.asp?yazi=15635

Monday, July 7, 2008

TÜRK TARİHİNDE BİR DEVLET ADAMI...

Hilmi Özkök

Hilmi Özkök, (doğum 1940 - Turgutlu, Manisa) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 24 ncü Genelkurmay Başkanı'dır
Özkök, 1959 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1961 yılında Topçu Okulu'ndan mezun oldu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı çeşitli topçu birliklerinde 1970 yılına kadar batarya subaylığı ve batarya komutanlığı yapan Hilmi Özkök, 1972'de Kara Harp Akademisi'nden mezun oldu.
1975 yılında NATO Savunma Kolejinden mezun olmuştur. Kurmay subay olarak; 15 nci Piyade Er Eğitim Tugayında Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğü, NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Özel Silahlar Şube Müdürlüğünde Karargah Subaylığı, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı (SHAPE) Plan ve Prensipler Dairesinde Karargah Subaylığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığında Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü, Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğinde Özel Kalem Müdürlüğü ve Kara Harp Okulu Komutanlığında Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.
1984 yılında Tuğgeneralliğe, 1988 yılında Tümgeneralliğe, 1992 yılında Korgeneralliğe, 1996 yılında da Orgeneralliğe terfi eden Orgeneral Özkök; Tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Plan ve Harekat Daire Başkanlığı ve 70 nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 28 nci Motorlu Piyade Tümen Komutanlığı ve Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile NATO Türk Askeri Temsil Heyet Başkanlığı ve 7 nci Kolordu Komutanlığı, Orgeneral rütbesi ile NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay II nci Başkanlığı, 1 nci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunmuş ve 28 Ağustos 2002 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atanmıştır.
Genelkurmay Başkanlığı sırasında, 2003 ve 2004 yıllarında bazı Kuvvet Komutanlarının gerçekleştirmek istedikleri "Sarıkız" ve "Ayışığı" kod adlı askeri darbelere karşı çıkarak[1], Türkiye'de demokratik rejimin devamını sağlamıştır.[2],[3],[4].
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hilmi_%C3%96zk%C3%B6k

Friday, July 4, 2008

TEKİRDAĞ'DAN BİLDİRİLDİ! DEMOKRATLIK(DEMOKRASİ) ÇAĞDAŞ UYGARLIK İŞİDİR BUNU BAŞARANLAR ÇAĞDAŞ KİŞİDİR...

DEMOKRATLIK ÇAĞDAŞ UYGARLIK İŞİDİR
BUNU BAŞARANLAR ÇAĞDAŞ KİŞİDİR
YAŞASIN 8 TEMMUZ-İNFORMEL
BAŞKA TEMMUZLARA GEÇİT YOK!

Thursday, July 3, 2008

İllegal bir siyasî parti olarak Ergenekon

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

Karşımızda, bu dünyaya ve Türkiye'ye ait olmayan bir "yaratık" duruyor. Tarif edilmesi ve tanımlanması alıştığımız standartların dışında. Çoğumuz, uyanıkken bile sürekli gördüğümüz kâbusa benzeterek "darbe" tehdidini öne çıkartıyoruz.
Tehlike darbeden bile daha ciddi... Ergenekon, bir siyasî parti. Neden? Çünkü devlet iktidarını ele geçirme veya kontrol altına alma amacını taşıyor. Komünist ve faşist partiler gibi illegal yapı ve yöntemler kullanıyor. Gizlilik içinde iş görüyor. Paramiliter bir örgüt, ancak militer yapı merkezde yer aldığına göre faşist gizli partilerin hiyerarşik ve otoriter yapısına daha yakın. İçinde şiddet usullerini kullanacak niteliğe uygun aparatlar bulunuyor. Peki bu siyasî partinin ilham kaynağı neresi?
Bu siyasî partinin ilham kaynağı, Soğuk Savaş dönemine özgü gayrınizamî savaş örgütleri. NATO savunma anlayışı çerçevesinde bütün Avrupa ülkelerinde kurulan bu örgütlerin amacı ideolojik savaşı yürütmekti. Geniş bir sivil örgütlenme ağına ihtiyaç duyuyordu. Kitlesel şiddet yöntemi, tıpkı Marksist-Leninist silahlı propaganda örgütlerinin kullandığı gibi, bir savaş yöntemi olarak bu örgütler tarafından benimsendi. Türk ordusu içinde özel harp teknikleri kısa zamanda siyasî iktidarlara müdahale etmenin ve siyaseti düzenlemenin bir aracına dönüştü. 12 Eylül darbesinin meşruiyetini sağlama almak için, bu örgüt aracılığıyla şiddet ortamına kritik destekler verildiği bugün artık yeteri kadar biliniyor.
Soğuk Savaş, yani bu gayrınizamî savaş örgütlerinin dayanağı olan ideolojik savaş sona erdi. Bu örgütler bütün demokratik ülkelerde dağıtıldı, faaliyetleri soruşturma konusu yapıldı. Türkiye'de ise bu örgüt, siyasete müdahalenin, siyasî dengeleri etkilemenin aracı olarak taşıdığı değer yüzünden muhafaza edildi. Zamanla yapısı değişti. 28 Şubat sürecinde bu örgütün kamuoyunu oluşturma amacı taşıyan operasyonlarda kullanıldığı aşikar. Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay'ın iki kere basın açıklaması yayımlayarak yalanladığı "Bilgi Destek Planı" başlıklı "Lahika 1"in, 28 Şubat Süreci'nde, Çevik Bir imzalı "Batı konsepti" ile neredeyse bire bir uyması, gözlerden kaçtı. Sivil hayata yönelik her tanzim teşebbüsünün, gayrınizamî savaş anlayışı içinde yer alması kaçınılmaz.
Türkiye'de artık fiilî bir askerî darbe ihtimali yok. Neden? Çünkü darbeyle yönetilebilecek bir ülke artık kalmadı. Bunun yerine demokratik hayatı kontrol altına alacak araçları, bir savaş mantığı içinde düzenleme fikri eski güçlerini sürdürme hayali kuranlara cazip geliyor. Gayrınizamî savaş yöntemleri ile toplumu ve siyaseti bir hiyerarşiye bağlama fikri, Ergenekon yapılanmasının temel hareket noktasını oluşturuyor. Medya, sivil toplum, yargı, üniversiteler ve hatta ekonomi üzerinde bütün araçların seferber edildiği bir kontrol kurulması amaçlanıyor. Atatürkçülüğün üçüncü dünya solculuğu versiyonu, laikliğin inadına demokrat olmayan militan bir yorumu, dünyada olup biten her şeyi komplo olarak niteleyen anti-küreselleşmeci bir ulusalcılık bu kontrolün ideolojik dayanaklarını oluşturuyor. Türkiye'de geleneksel bürokratik solculuğun iktidar şansının fiilen olmaması, muhafazakâr merkez partilerin etki menzili dışında kalanlar için bu örgütlenmeyi bilinçsizce de olsa bir cazibe merkezine dönüştürüyor. Savcılığın yürüttüğü soruşturmaya karşı kampanya yürütenlerin çıkarttığı sesler, bu illegal siyasî partiye kitle desteği hakkında fikir veriyor.
Ülkeyi, gayrınizamî savaş yöntemleri ile kontrol altında tutma projesi ilkel ve kaba bir fikir. Kendi halkına karşı gayrınizamî savaş yürüten ve üstelik devlet içinden güç alan bir örgüt, hiçbir dış düşmanın veremeyeceği zararı bu ülkeye verebilir. Ayrıca Ergenekon örgütünün birkaç eylem sonrasında tel tel dökülmesi ve dünyaya rezil olması bile, bu projenin ne kadar ham bir hayal olduğunu göstermeye kâfi.
Türk devletinin bekası, milletin saadeti ve ülkenin güvenliği için bu örgütün deşifre edilerek tasfiye edilmesi şart.
03 Temmuz 2008, PerşembeZaman

Tuesday, July 1, 2008

ÖNCE İNSAN...

8 TEMMUZ-MİR SEYİT GALİYEV