
Tuesday, December 30, 2008
Monday, December 29, 2008
Sunday, December 28, 2008
28 December 2008
Security Council
SC/9559
Department of Public Information • News and Media Division • New York
Security Council Press statement on SITUATION IN GAZA
The following Security Council press statement on the situation in Gaza was read out by Council President Neven Jurica ( Croatia):
The members of the Security Council expressed serious concern at the escalation of the situation in Gaza and called for an immediate halt to all violence. The members called on the parties to stop immediately all military activities.
The members of the Council called for all parties to address the serious humanitarian and economic needs in Gaza and to take necessary measures, including opening of border crossings, to ensure the continuous provision of humanitarian supplies, including supplies of food, fuel and provision of medical treatment.
The members of the Council stressed the need for the restoration of calm in full, which will open the way for finding a political solution to the problems existing in the context of the Palestinian-Israeli settlement.
* *** *
For information media • not an official record
Security Council
SC/9559
Department of Public Information • News and Media Division • New York
Security Council Press statement on SITUATION IN GAZA
The following Security Council press statement on the situation in Gaza was read out by Council President Neven Jurica ( Croatia):
The members of the Security Council expressed serious concern at the escalation of the situation in Gaza and called for an immediate halt to all violence. The members called on the parties to stop immediately all military activities.
The members of the Council called for all parties to address the serious humanitarian and economic needs in Gaza and to take necessary measures, including opening of border crossings, to ensure the continuous provision of humanitarian supplies, including supplies of food, fuel and provision of medical treatment.
The members of the Council stressed the need for the restoration of calm in full, which will open the way for finding a political solution to the problems existing in the context of the Palestinian-Israeli settlement.
* *** *
For information media • not an official record
Saturday, December 27, 2008
İNFORMEL'İN NEFESİ "SEKTÖR"ÜN ENSESİNDE!
"Büyük milletler, farklı hayat tarzlarından ürkmez. Büyük devletler hukukun en geniş çerçevesinde halkını bağrına basar. Öyle olunca farklı ideolojiler, düşünceler, kimlikler vs. düşünce zenginliğimizin bir parçası olur. Yeni neslin kurmaca kavgalara boyun eğmemesi, bölünmemesi ve farklılığa saygı duyması, -hiç kuşkunuz olmasın- kapalı kapılar arkasında fırıldak çevirenleri çılgına çeviriyor. Belki de bu yüzden birileri ısrarla farklı kimliklerin keskin söyleme dönüşmesi için tahrik edici planlar yapıyor. Bu sefer tuzağa düşmek yok..."
27 Aralık 2008, Cumartesi
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=774705
27 Aralık 2008, Cumartesi
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=774705
Friday, December 26, 2008
BASIN AÇIKLAMASI
Türkiye’de bazı aydınların başlattıkları özür imza kampanyasına Türk Tarih Kurumu Ermeni Masası içerik, zamanlama ve yöntem açısından olumsuz bakmaktadır. Özür metninde geçen “Büyük Felaket” sözü Ermeniler tarafından “Soykırım” ile eş anlamda kullanılan bir ifade olup, aydınlarımızın 1915 olaylarına kamuoyunda haklı olarak Ermenistan penceresinden baktıkları şeklinde bir algılamaya yol açmaktadır. Yine bildiride geçen “İnkar” sözcüğü teknik olarak Yahudilerin başına gelenleri kabul etmeyenlere uygulanan hukukî bir cezai müeyyide doğuran bir ifade olması nedeniyle, açıkça Türk milletini suçlu ilan etmektedir.
Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Masası, metinde geçen ve 1915 olaylarına “Duyarsız” kalındığı şeklinde suçlamayı ya da kabullenmeyi yanlış ve haksız bulmaktadır. Türk Tarih Kurumu yıllardır Ermeni sorunu ile ilgili yayınlar yapmakta ve uzmanları basında sıklıkla yer almaktadır. 1915 Olaylarının akademik ortamlarda bilimsel ölçüler içerisinde tartışılması öteden beri TTK tarafından savunulmakta ve bu bağlamda Ermeni ve Türk tarihçilerin katılacakları ortak bir tarih komisyonu kurulması konusundaki girişimlere öncülük etmekte, ancak bu girişimleri soykırım iddia sahiplerinden yanıt bulmamaktadır. Ayrıca TTK, I. Dünya Savaşı sırasında bütün Osmanlı vatandaşlarının çektiği sıkıntıların ve yaşadıkları acıları tespit etmekte ve yaşanan bu ortak tarihin önyargısız ve ideolojik görüşlerden olabildiğince uzak bilim adamları tarafından tartışılmasını desteklemektedir. Bu sıkıntıların ihalesinin bu savaşı başlatan Batının üzerinde kaldığı muhakkaktır. Bu gerçek görmezlikten gelinmekte ve gereği derecede ifade edilmemektedir.
Buradan hareketle, TTK, Ermeni araştırmacılar ile birlikte çalışılabilecek her türlü bilimsel girişimlere açık olmuş, 2005 yılında VAT Platformu çerçevesinde Ermeni tarihçilerle belge değişimi yapmış, 2007 yılı Mayıs ayında Oslo’da tarafların tam olarak temsil edildiği ortak bir çalıştaya katılmıştır. Türkiye’de düzenlenen Ermeni sorunu ile ilgili kongre ve sempozyumlara da iştirak etmeyi görev bilmekte, ancak Bilgi Üniversitesi örneğinde olduğu gibi, genellikle bu toplantılara katılım talebi geri çevrilmektedir. Ayrıca Kurum olarak Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan her türlü adımı desteklemekte, son zamanlarda sıklaşan ilişkilerin olumlu yönde atılmış adımlar olduğunu değerlendirmektedir.
Bu nedenle TTK, özür kampanyasını zamansız, taraflar arasında güven ortamını zayıflatacak ve halkların birbirlerinden uzaklaşmalarına sebep teşkil edecek bir metin ve yeni bir engel olarak görmektedir. Söz konusu metin 1915 Olaylarından sadece bir tarafı sorumlu tutmakta ve bu yüzden özrü gerekli görmektedir. Halbuki tarihte yaşanmış olaylara tarih biliminin metodolojisi doğrultusunda yaklaşılmalı ve tek tarafın görüşlerini kabul ettirmeye yönelik kamuoyunu yanlış bilgilendiren girişimlerden uzak durulmalıdır. Aydınların sorumluluğu da bu yönde olmalıdır. Tarih bir kan davası alanı olmaktan çıkarılmalı ve tarihçilere bırakılmalıdır.
TÜRK TARİH KURUMU
Türkiye’de bazı aydınların başlattıkları özür imza kampanyasına Türk Tarih Kurumu Ermeni Masası içerik, zamanlama ve yöntem açısından olumsuz bakmaktadır. Özür metninde geçen “Büyük Felaket” sözü Ermeniler tarafından “Soykırım” ile eş anlamda kullanılan bir ifade olup, aydınlarımızın 1915 olaylarına kamuoyunda haklı olarak Ermenistan penceresinden baktıkları şeklinde bir algılamaya yol açmaktadır. Yine bildiride geçen “İnkar” sözcüğü teknik olarak Yahudilerin başına gelenleri kabul etmeyenlere uygulanan hukukî bir cezai müeyyide doğuran bir ifade olması nedeniyle, açıkça Türk milletini suçlu ilan etmektedir.
Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Masası, metinde geçen ve 1915 olaylarına “Duyarsız” kalındığı şeklinde suçlamayı ya da kabullenmeyi yanlış ve haksız bulmaktadır. Türk Tarih Kurumu yıllardır Ermeni sorunu ile ilgili yayınlar yapmakta ve uzmanları basında sıklıkla yer almaktadır. 1915 Olaylarının akademik ortamlarda bilimsel ölçüler içerisinde tartışılması öteden beri TTK tarafından savunulmakta ve bu bağlamda Ermeni ve Türk tarihçilerin katılacakları ortak bir tarih komisyonu kurulması konusundaki girişimlere öncülük etmekte, ancak bu girişimleri soykırım iddia sahiplerinden yanıt bulmamaktadır. Ayrıca TTK, I. Dünya Savaşı sırasında bütün Osmanlı vatandaşlarının çektiği sıkıntıların ve yaşadıkları acıları tespit etmekte ve yaşanan bu ortak tarihin önyargısız ve ideolojik görüşlerden olabildiğince uzak bilim adamları tarafından tartışılmasını desteklemektedir. Bu sıkıntıların ihalesinin bu savaşı başlatan Batının üzerinde kaldığı muhakkaktır. Bu gerçek görmezlikten gelinmekte ve gereği derecede ifade edilmemektedir.
Buradan hareketle, TTK, Ermeni araştırmacılar ile birlikte çalışılabilecek her türlü bilimsel girişimlere açık olmuş, 2005 yılında VAT Platformu çerçevesinde Ermeni tarihçilerle belge değişimi yapmış, 2007 yılı Mayıs ayında Oslo’da tarafların tam olarak temsil edildiği ortak bir çalıştaya katılmıştır. Türkiye’de düzenlenen Ermeni sorunu ile ilgili kongre ve sempozyumlara da iştirak etmeyi görev bilmekte, ancak Bilgi Üniversitesi örneğinde olduğu gibi, genellikle bu toplantılara katılım talebi geri çevrilmektedir. Ayrıca Kurum olarak Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan her türlü adımı desteklemekte, son zamanlarda sıklaşan ilişkilerin olumlu yönde atılmış adımlar olduğunu değerlendirmektedir.
Bu nedenle TTK, özür kampanyasını zamansız, taraflar arasında güven ortamını zayıflatacak ve halkların birbirlerinden uzaklaşmalarına sebep teşkil edecek bir metin ve yeni bir engel olarak görmektedir. Söz konusu metin 1915 Olaylarından sadece bir tarafı sorumlu tutmakta ve bu yüzden özrü gerekli görmektedir. Halbuki tarihte yaşanmış olaylara tarih biliminin metodolojisi doğrultusunda yaklaşılmalı ve tek tarafın görüşlerini kabul ettirmeye yönelik kamuoyunu yanlış bilgilendiren girişimlerden uzak durulmalıdır. Aydınların sorumluluğu da bu yönde olmalıdır. Tarih bir kan davası alanı olmaktan çıkarılmalı ve tarihçilere bırakılmalıdır.
TÜRK TARİH KURUMU
Thursday, December 25, 2008
Wednesday, December 24, 2008
Monday, December 22, 2008
Sunday, December 21, 2008
BÜYÜK DEDEM URFALI HACI HÜSEYN HOCA'YI (BEHRAM) RAHMETLE YAD EDİYORUM...
Burası niçin Almanya değildir?
Nazi Partisi iktidara darbe yaparak falan değil, seçim kazanarak, "legal" yoldan geldi. Dünya savaşında yenilene kadar da gitmedi.İşte bu nedenle, Yahudi soykırımından Alman halkının çoğunluğu sorumludur.Lakin, Nazi Partisi'nin programında, hele hele 1933 seçiminde ve daha önceki seçimlerin kampanyalarında bir "soykırım" projesi yoktu. Yahudi düşmanlığı mebzul miktarda vardı ama başta Hitler olmak üzere hiçkimse henüz "gaz odaları" kurmayı düşünmüyordu... (Bu o kadar böyledir ki, daha 1940 yılında bile parti yönetiminde Yahudiler'i "Madagaskar adasına göndermek" fikri ciddi olarak tartışılıyordu... Soykırıma, 1941 yılında ünlü Wannsee toplantısında karar verildi.) Hitler'e oy vermemiş olanlar da soykırımdan sorumlu mudurlar? Alman halkı topluca sorumlu tutulmuş, yankıları günümüze kadar süren bir suçluluk ve eziklik duygusu, işgalci Amerika tarafından halkın tümüne dayatılmıştır.Fakat aynı Amerikan yönetimi, hemen başlayan soğuk savaşta eski SS görevlilerini Doğu Bloku'na karşı kullanmaktan utanmamış, onlardan yararlanmakta sakınca görmemiştir! Hitler'e oy vermemiş olanlar da "susup oturmuş, başkaldırmamış olmakla" suçlanmışlar ve sorumluluğa ortak edilmişlerdir ki, o korkunç baskı ortamında başkaldırmamış olmayı eleştirmek ancak "Amerikan bönlüğüyle" açıklanır...Peki Türkiye'de ne olmuştur? Ermeni tehcirini uygulayan İttihat ve Terakki Fırkası, iktidara seçim kazanarak değil, darbeyle gelmiştir: Ünlü "Babıali baskını" ... Dünya savaşında yenilene kadar da gitmemiştir.Halkın temsilcisi miydi? Hayır. Bürokrasinin partisiydi.Halktan yeterli oy alabilir, seçim kazanabilir miydi? Hayır. Ne o, ne de onun mirasçısı olan CHP, hiçbir serbest seçimi kazanamamıştır, evet, hiçbirini...Yani, gerek dünya savaşına girilmesinde, gerek Ermeni olaylarında, halkın "kollektif sorumluluğu" sözkonusu değildir. Sürgüne gönderilen Ermeniler'in üstüne çullanan alçaklar da belli illerin belli kasaba ve köylerinin çapulcularıdır, halkın bütününü bağlamaz.Ermeni olaylarından birinci derecede Talat Paşa, Doktor Nazım ve Doktor Bahattin Şakir sorumludurlar.İkinci derecede, emirleri uygulayan Teşkilat-ı Mahsusa yani gizli servis elemanları... Ayrıca, İttihat ve Terakki Fırkası'nın taşra yöneticileri, bazı valiler, bazı kaymakamlar, bazı mutasarrıflar (hepsi değil)...Üçüncü olarak da, cinayetleri ve ırza geçme eylemlerini fiilen işleyen köy serserileri, ve de Ermeni malına mülküne ve parasına el koyan, bununla zenginleşen eşraf! Bu pisliğe bulaşmayan her Türk'ün alnı açıktır.Hele hele, "ben Allah'tan korkarım" diyerek bu işe karışmayı reddeden ak sakallılar, görevden alınma ve tutuklanma, hatta idam edilme pahasına İstanbul'dan gelen emirleri uygulamamakta direnen bazı memurlar, Ermeni komşusunu kendi canı pahasına kaçırıp saklayanlar, koruyup kollayanlar (bunun da cezası idamdı), "ermiş" mertebesine ulaşması gereken muhterem adamlardır. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum.Onların torunlarına da mı özür diletecekler? Pes.
http://www.sabah.com.tr/haber,BDD2FCEBAE11493C8D8E1E1897D9C1B1.html
Nazi Partisi iktidara darbe yaparak falan değil, seçim kazanarak, "legal" yoldan geldi. Dünya savaşında yenilene kadar da gitmedi.İşte bu nedenle, Yahudi soykırımından Alman halkının çoğunluğu sorumludur.Lakin, Nazi Partisi'nin programında, hele hele 1933 seçiminde ve daha önceki seçimlerin kampanyalarında bir "soykırım" projesi yoktu. Yahudi düşmanlığı mebzul miktarda vardı ama başta Hitler olmak üzere hiçkimse henüz "gaz odaları" kurmayı düşünmüyordu... (Bu o kadar böyledir ki, daha 1940 yılında bile parti yönetiminde Yahudiler'i "Madagaskar adasına göndermek" fikri ciddi olarak tartışılıyordu... Soykırıma, 1941 yılında ünlü Wannsee toplantısında karar verildi.) Hitler'e oy vermemiş olanlar da soykırımdan sorumlu mudurlar? Alman halkı topluca sorumlu tutulmuş, yankıları günümüze kadar süren bir suçluluk ve eziklik duygusu, işgalci Amerika tarafından halkın tümüne dayatılmıştır.Fakat aynı Amerikan yönetimi, hemen başlayan soğuk savaşta eski SS görevlilerini Doğu Bloku'na karşı kullanmaktan utanmamış, onlardan yararlanmakta sakınca görmemiştir! Hitler'e oy vermemiş olanlar da "susup oturmuş, başkaldırmamış olmakla" suçlanmışlar ve sorumluluğa ortak edilmişlerdir ki, o korkunç baskı ortamında başkaldırmamış olmayı eleştirmek ancak "Amerikan bönlüğüyle" açıklanır...Peki Türkiye'de ne olmuştur? Ermeni tehcirini uygulayan İttihat ve Terakki Fırkası, iktidara seçim kazanarak değil, darbeyle gelmiştir: Ünlü "Babıali baskını" ... Dünya savaşında yenilene kadar da gitmemiştir.Halkın temsilcisi miydi? Hayır. Bürokrasinin partisiydi.Halktan yeterli oy alabilir, seçim kazanabilir miydi? Hayır. Ne o, ne de onun mirasçısı olan CHP, hiçbir serbest seçimi kazanamamıştır, evet, hiçbirini...Yani, gerek dünya savaşına girilmesinde, gerek Ermeni olaylarında, halkın "kollektif sorumluluğu" sözkonusu değildir. Sürgüne gönderilen Ermeniler'in üstüne çullanan alçaklar da belli illerin belli kasaba ve köylerinin çapulcularıdır, halkın bütününü bağlamaz.Ermeni olaylarından birinci derecede Talat Paşa, Doktor Nazım ve Doktor Bahattin Şakir sorumludurlar.İkinci derecede, emirleri uygulayan Teşkilat-ı Mahsusa yani gizli servis elemanları... Ayrıca, İttihat ve Terakki Fırkası'nın taşra yöneticileri, bazı valiler, bazı kaymakamlar, bazı mutasarrıflar (hepsi değil)...Üçüncü olarak da, cinayetleri ve ırza geçme eylemlerini fiilen işleyen köy serserileri, ve de Ermeni malına mülküne ve parasına el koyan, bununla zenginleşen eşraf! Bu pisliğe bulaşmayan her Türk'ün alnı açıktır.Hele hele, "ben Allah'tan korkarım" diyerek bu işe karışmayı reddeden ak sakallılar, görevden alınma ve tutuklanma, hatta idam edilme pahasına İstanbul'dan gelen emirleri uygulamamakta direnen bazı memurlar, Ermeni komşusunu kendi canı pahasına kaçırıp saklayanlar, koruyup kollayanlar (bunun da cezası idamdı), "ermiş" mertebesine ulaşması gereken muhterem adamlardır. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum.Onların torunlarına da mı özür diletecekler? Pes.
http://www.sabah.com.tr/haber,BDD2FCEBAE11493C8D8E1E1897D9C1B1.html

Basın Açıklaması
Sayın Cumhurbaşkanımız, aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:"Bütün vatandaşlarımın etnik kökenine, farklı inançlarına ve aile bağlarına saygı duyuyor, tüm bu farklılıkları imparatorluk geçmişi olan ülkemizin bir gerçeği ve aynı zamanda da zenginliği olarak görüyorum.Ayrıca, şunu vurgulamak isterim ki, tüm vatandaşlarım hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın birbirine eşittir. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü kesinlikle yoktur. Herkesin aynı hak ve hukuka sahip olmaları Anayasal teminat altındadır. Bu anlayış düzeyine ulaşmış ülkemizle gurur duyuyorum.Gerek Cumhurbaşkanlığına seçilişim sürecinde çok planlı olarak ve gerekse son birkaç gündür bazılarının açıkça, bazılarının sinsi bir şekilde yaymaya çalıştığı bir yalanı düzeltmek ve hakikat adına tarihe not bırakmak için ailemle ilgili aziz milletimi bilgilendirmek mecburiyeti hissettim.Şöyle ki, Kayseri'nin yerlisi olan annem tarafından SATOĞLU, babam tarafından GÜL (Gülükimamı) sülalelerinden gelen ailemizin yüzyıllara uzanan kayıtlı geçmişi Müslüman ve Türk'tür.Buna ailemizin geçmişten günümüze titizlikle işlenen soy ağacımız, mevcut resmi nüfus kütükleri ve gelmiş geçmiş Kayserili hemşehrilerim şahittir."
Sayın Cumhurbaşkanımız, aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:"Bütün vatandaşlarımın etnik kökenine, farklı inançlarına ve aile bağlarına saygı duyuyor, tüm bu farklılıkları imparatorluk geçmişi olan ülkemizin bir gerçeği ve aynı zamanda da zenginliği olarak görüyorum.Ayrıca, şunu vurgulamak isterim ki, tüm vatandaşlarım hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın birbirine eşittir. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü kesinlikle yoktur. Herkesin aynı hak ve hukuka sahip olmaları Anayasal teminat altındadır. Bu anlayış düzeyine ulaşmış ülkemizle gurur duyuyorum.Gerek Cumhurbaşkanlığına seçilişim sürecinde çok planlı olarak ve gerekse son birkaç gündür bazılarının açıkça, bazılarının sinsi bir şekilde yaymaya çalıştığı bir yalanı düzeltmek ve hakikat adına tarihe not bırakmak için ailemle ilgili aziz milletimi bilgilendirmek mecburiyeti hissettim.Şöyle ki, Kayseri'nin yerlisi olan annem tarafından SATOĞLU, babam tarafından GÜL (Gülükimamı) sülalelerinden gelen ailemizin yüzyıllara uzanan kayıtlı geçmişi Müslüman ve Türk'tür.Buna ailemizin geçmişten günümüze titizlikle işlenen soy ağacımız, mevcut resmi nüfus kütükleri ve gelmiş geçmiş Kayserili hemşehrilerim şahittir."

21.12.2008
Hanuka Bayramı
Sayın Cumhurbaşkanımızın Musevi vatandaşlarımızın Hanuka Bayramı vesilesiyle yayımlanmasını istedikleri mesajları aşağıda sunulmaktadır:“Musevi vatandaşlarımızı sevgi ve muhabbetle selamlıyor, Hanuka Bayramlarını en samimi duygularımla kutluyorum. Milletimizin tüm fertleri tarih boyunca birbirlerine sarsılmaz bağlarla ve her şeyden evvel en kuvvetli kardeşlik, birlik ve dayanışma duygularıyla kenetlenmişlerdir. Sevinçlerimiz, umutlarımız ve kederlerimiz ortak olmuştur. Tarih, ne yazık ki, ırkçılığın, hoşgörüsüzlüğün, yabancı düşmanlığının ve her türlü etnik-dini ayrımcılık ile aşırıcılığın dünya milletlerini nasıl felakete sürüklediğinin elim örnekleriyle doludur. Türk Milletinin en büyük hasleti ise, toplumsal ilişkilerinin harcını, her zaman, sevgi, hoşgörü, karşılıklı saygı ve anlayış gibi yüce duygularla yoğurmuş olmasıdır. Bu düşüncelerle, Hanuka Bayramı’nın, tarihin en karanlık ve acı günlerinde kucak açtığımız, asırlardır tek bir Milletin fertleri olarak kardeşlik, birlik ve dayanışma içinde beraberce yaşadığımız, ortak sevinç, umut ve kederlerimizi paylaştığımız Musevi vatandaşlarımıza esenlik ve mutluluk getirmesini temenni ediyorum.”
İstanbul'da camilerin kundaklanması Alevi-Sünni çatışması çıkarmaya çalışan karanlık güçlerin provokasyonu olarak değerlendirildi. Birbiri ardına mesaj yayınlayan Alevi kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşları,'Oyuna gelmeyin' uyarısı yaptı
İSTANBULİstanbul'da camilerin kundaklanması Alevi - Sünni çatışması çıkarmaya çalışan karanlık güçlerin provokasyonu olarak değerlendirildi. Birbiri ardına mesaj yayınlayan Alevi kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşları,'Türkiye'de mezhep çatışması çıkarılmaya çalışılıyor. Bu kışkırtmalara gelmeyin' açıklaması yaparak tezgahlanan kirli oyuna dikkat çekti.
'Alevi ve Sünni' denildiğinde rahatsızlık duyduğunu ifade eden Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı İrfan Çetinkaya,'Bu ayrım günümüzde zaman zaman ön plana çıkarılıyor. İstanbul'da camiler yakılıyor. İstanbul'da meydana gelen cami yangınlarını gerçekleştirenleri kınıyoruz' diye konuştu.
CEMEVİNE DE SALDIRIRLAR
'Nefretle birbirimize bakarsak beraberliğimizin harcını yok etmek isteyenlerin oyununa gelmiş oluruz' diyen Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesi belediye başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu da,'Türkiye'de yapay Kürt azınlığı ve bu azınlık kavgasını yıllardır ortaya atanlar yeni bir oyunun peşindeydiler' dedi.
Emperyalistler mezhebinin çatışma çıkarmayı planladığını kaydeden Türkiye Caferileri lideri Selahattin Özgündüz de, bugün cami yakan ellerin, yarın da cemevi yakararak milleti birbirine düşürme çabası içerisinde olabileceğine dikkat çekti.
BUNU YAPAN İNSAN OLAMAZ
Türkiye'de uzun süredir 'Türk-Kürt' çatışması çıkarmaya çalışan güçlerin bu kez de 'Alevi- Sünni' kavgası çıkarmak için uğraştığını belirten Karacaahmet Sultan Dergahı Cemevi Genel Başkanı Muharrem Ercan ise, 'Bunu yapan insan olamaz. Ne Alevi olabilir, ne de Sünni olabilir. Ben bir Alevi dedesi olarak tüm Alevi hatta tüm İslam âlemine sesleniyorum ve rica ediyorum. Böylesi bir oyuna gelmemelerini rica ediyorum ' dedi.
Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun da, Türkiye'nin aynı senaryoları geçmişte Maraş ve Çorum'da yaşadığını hatırlattı. Altun, 'Birkaç şarlatan çıkıyor. İnsanları hissi olarak galeyana getiriyor. Ve ardından felaketler yaşandığını biliyoruz' diye konuştu.
Saldırılar tesadüfi olamaz
Başkanlığını İzzetin Doğan'ın yaptığı Cem Vakfı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı, 'Son günlerde İstanbul ve Ankara'da muhtelif camilerde çıkan yangınların tesadüfi bir olay olarak açıklanamayacağını' bildirdi. Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, 'Türkiye'nin birlik ve barışına kastedenlerin bir oyun tezgahladığı yönünde kuşku duyulduğu'belirtildi. Geçmişte 'camilere yönelik saldırı yapıldığı' yalanıyla Alevi-Sünni çatışması çıkarmak isteyenlerin aynı yola başvurmak istediği kaydedilen açıklamada, tüm yurttaşlar bu konuda uyanık olmaya davet edildi. Açıklamada, camilere yapılan saldırılar şiddetle kınandı.
Kaynak: http://yenisafak.com.tr/Gundem/?i=157515
İSTANBULİstanbul'da camilerin kundaklanması Alevi - Sünni çatışması çıkarmaya çalışan karanlık güçlerin provokasyonu olarak değerlendirildi. Birbiri ardına mesaj yayınlayan Alevi kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşları,'Türkiye'de mezhep çatışması çıkarılmaya çalışılıyor. Bu kışkırtmalara gelmeyin' açıklaması yaparak tezgahlanan kirli oyuna dikkat çekti.
'Alevi ve Sünni' denildiğinde rahatsızlık duyduğunu ifade eden Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı İrfan Çetinkaya,'Bu ayrım günümüzde zaman zaman ön plana çıkarılıyor. İstanbul'da camiler yakılıyor. İstanbul'da meydana gelen cami yangınlarını gerçekleştirenleri kınıyoruz' diye konuştu.
CEMEVİNE DE SALDIRIRLAR
'Nefretle birbirimize bakarsak beraberliğimizin harcını yok etmek isteyenlerin oyununa gelmiş oluruz' diyen Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesi belediye başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu da,'Türkiye'de yapay Kürt azınlığı ve bu azınlık kavgasını yıllardır ortaya atanlar yeni bir oyunun peşindeydiler' dedi.
Emperyalistler mezhebinin çatışma çıkarmayı planladığını kaydeden Türkiye Caferileri lideri Selahattin Özgündüz de, bugün cami yakan ellerin, yarın da cemevi yakararak milleti birbirine düşürme çabası içerisinde olabileceğine dikkat çekti.
BUNU YAPAN İNSAN OLAMAZ
Türkiye'de uzun süredir 'Türk-Kürt' çatışması çıkarmaya çalışan güçlerin bu kez de 'Alevi- Sünni' kavgası çıkarmak için uğraştığını belirten Karacaahmet Sultan Dergahı Cemevi Genel Başkanı Muharrem Ercan ise, 'Bunu yapan insan olamaz. Ne Alevi olabilir, ne de Sünni olabilir. Ben bir Alevi dedesi olarak tüm Alevi hatta tüm İslam âlemine sesleniyorum ve rica ediyorum. Böylesi bir oyuna gelmemelerini rica ediyorum ' dedi.
Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun da, Türkiye'nin aynı senaryoları geçmişte Maraş ve Çorum'da yaşadığını hatırlattı. Altun, 'Birkaç şarlatan çıkıyor. İnsanları hissi olarak galeyana getiriyor. Ve ardından felaketler yaşandığını biliyoruz' diye konuştu.
Saldırılar tesadüfi olamaz
Başkanlığını İzzetin Doğan'ın yaptığı Cem Vakfı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı, 'Son günlerde İstanbul ve Ankara'da muhtelif camilerde çıkan yangınların tesadüfi bir olay olarak açıklanamayacağını' bildirdi. Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, 'Türkiye'nin birlik ve barışına kastedenlerin bir oyun tezgahladığı yönünde kuşku duyulduğu'belirtildi. Geçmişte 'camilere yönelik saldırı yapıldığı' yalanıyla Alevi-Sünni çatışması çıkarmak isteyenlerin aynı yola başvurmak istediği kaydedilen açıklamada, tüm yurttaşlar bu konuda uyanık olmaya davet edildi. Açıklamada, camilere yapılan saldırılar şiddetle kınandı.
Kaynak: http://yenisafak.com.tr/Gundem/?i=157515
Thursday, December 18, 2008
Basın Açıklaması

Sayın Cumhurbaşkanımız, TBMM üyeliği, Başbakanlık, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemlerden bugüne kadar, en çetin ortamlar dahil her türlü uluslararası platformda ve dış temaslarında Türkiye’nin 1915 olayları ile ilgili iddialar ve Türk-Ermeni ilişkileri hakkındaki görüş ve önerilerini defalarca açıkça ifade etmiş ve kuvvetle savunmuşlardır. Nitekim, TBMM’nin desteklemiş olduğu Ortak Tarih Komisyonu kurulması önerisi de, Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı oldukları dönemde yapılmış ve kendileri tarafından uluslararası düzeyde savunulmuştur. Bu atılım, Türk tezlerinin dünya kamuoyuna maledilmesi bakımından bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız, Devletin ve Hükümetin veya tek tek vatandaşların görüşleri mahfuz kalmak üzere, bu konunun Türk kamuoyunda ve akademik çevrelerde en geniş ve özgür biçimde tartışılmakta olmasını ise, Türkiye’de diğer birçok ülkeden daha ileri ve özgür bir demokratik tartışma ortamının mevcudiyetinin, Türk halkının tarihiyle barışıklığının ve kendine duyduğu özgüvenin bir göstergesi olarak görmektedirler. Sayın Cumhurbaşkanımız, konuyla ilgili görüşlerinin bilinmesine rağmen, konunun küçük siyasi hesaplarla çarpıtılmakta olmasından üzüntü duymuşlardır.Sayın Cumhurbaşkanımızın, Türkiye’nin 1915 olayları ile ilgili iddialar ve Türk-Ermeni ilişkileri hakkında geçmiş yıllarda, çeşitli platformlarda açıklamış olduğu görüş ve önerileri aşağıda sunulmaktadır:
Wednesday, December 17, 2008
Friday, December 12, 2008
Sunday, December 7, 2008
Thursday, December 4, 2008
ÇAKMALARA GEÇİT YOK!
Aşağıda adresi verilen habere SAKIT'ın yaptığı yorumlar:
http://www.ensonhaber.com/sondakika/gundem/168736/kurdoloji-bolumu-kuruluyor.html
Ağzı olan konuşuyor...
1)Türklerle Kürtler aynı inancı paylaşırlar,(İlahi İrade) 2)Anadolu kapısında Türklere destek veren Kürtlerdir.1071 Malazgirt kardeşliği ölümsüzdür.(Tarihsel irade) 3)Nutuk (1927)dahil, İstiklal harbi belgelerinde Kürtler kurucu asli unsurdur. 4)"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir" bu vesileyle Çerkes, Çeçen, Abhaz, Laz, Arnavut, Zaza, Gacal, Selanikli, Gürcü,Boşnak tüm kardeşlerimi selamlarım. Bir talepleri varsa başım gözüm üstüne...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 18:25
Artık yaşlanıyorum...
Sakıt Roman kardeşlerini özellikle selamlar...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 18:30
Dedik ya yaşlanıyorum...
Üzülmeyin ben biraz Arap da sayılırım. Eeee yalana borcumuz yok DNA meselesi...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 19:19
Sakıt tüm Laz dostlarını bu vesileyle selamlar...
Önce Pirim Laz İsmail'i rahmedle yad ederim. Her ne kadar tanışmamışsak da "Asabı bozuk Adam"a selam ve saygılarımı iletirim. Yalova'daki ahbaplarıma, okuldaki can dostlara selamlar...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 19:36
http://www.ensonhaber.com/sondakika/gundem/168736/kurdoloji-bolumu-kuruluyor.html
Ağzı olan konuşuyor...
1)Türklerle Kürtler aynı inancı paylaşırlar,(İlahi İrade) 2)Anadolu kapısında Türklere destek veren Kürtlerdir.1071 Malazgirt kardeşliği ölümsüzdür.(Tarihsel irade) 3)Nutuk (1927)dahil, İstiklal harbi belgelerinde Kürtler kurucu asli unsurdur. 4)"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir" bu vesileyle Çerkes, Çeçen, Abhaz, Laz, Arnavut, Zaza, Gacal, Selanikli, Gürcü,Boşnak tüm kardeşlerimi selamlarım. Bir talepleri varsa başım gözüm üstüne...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 18:25
Artık yaşlanıyorum...
Sakıt Roman kardeşlerini özellikle selamlar...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 18:30
Dedik ya yaşlanıyorum...
Üzülmeyin ben biraz Arap da sayılırım. Eeee yalana borcumuz yok DNA meselesi...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 19:19
Sakıt tüm Laz dostlarını bu vesileyle selamlar...
Önce Pirim Laz İsmail'i rahmedle yad ederim. Her ne kadar tanışmamışsak da "Asabı bozuk Adam"a selam ve saygılarımı iletirim. Yalova'daki ahbaplarıma, okuldaki can dostlara selamlar...
Sakıt yazıyor 04 Aralık 2008 Perşembe 19:36
Subscribe to:
Comments (Atom)


















