
Tuesday, June 30, 2009
Monday, June 29, 2009
Obama says coup in Honduras is illegal
NEYMİŞ?
YASADIŞI! HUKUK DIŞI! GAYRİMEŞRU!
http://www.reuters.com/article/newsOne/idUKTRE55S5J220090629?pageNumber=2&virtualBrandChannel=11559
YASADIŞI! HUKUK DIŞI! GAYRİMEŞRU!
http://www.reuters.com/article/newsOne/idUKTRE55S5J220090629?pageNumber=2&virtualBrandChannel=11559
Saturday, June 27, 2009
İNSANLIĞIN YÜREKLİ EVLATLARINA SELAM OLSUN...
Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!
Friday, June 26, 2009
" ASIL ASİMETRİK SAVAŞ DEMOKRASİYE KARŞI"
Aydınlara göre asıl asimetrik savaş demokrasiye karşı
Demokrasiye karşı asimetrik psikolojik harekât var
Mehmet Altan (Star Gazetesi)
'Demokrasiye saygılıyız, hukuka saygılıyız' ifadeleri olumlu tespitler ama nihayetinde bunları söyleyen kişi 27 Nisan muhtırası yayınlandığında Kara Kuvvetleri komutanıydı. Türkiye'de asimetrik psikolojik savaş söz konusuysa bu, demokrasiye karşı bir psikolojik savaştır. Biz bu yüzden bu eleştirileri yapıyoruz. Bizim istediğimiz, evrensel demokratik standartlara herkesin uymasıdır. Ben araştırmanın önünü kesmek gibi bir durum görüyorum. Sivil yargının ne yapacağına askerler karar veremez. Bunun talimatı bile bizim nerelerde olduğumuzu gösteriyor. Demokrasiye karşı asimetrik savaşın önünü kesmek isteyenlerdir bu işleri kurcalayanlar. Suçlayıcı beyanlardan vazgeçmeliyiz.
Demokratik bir ülkeye yakışmadı, asker siyasîleşiyor
Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak)
Genelkurmay Başkanı'nın konuşma üslubu, tonu itibarıyla demokratik bir ülkeye hiç yakışmadı. Gazeteleri, gazetecileri itham eden bir konuşmaydı. Genelkurmay, siyasileşiyor. Sorgulamaktan hoşlanmayan, genellikle 301. maddeyle sorgulamalara, düşünce özgürlüğüne sınır getiren bir anlayışın devamıdır. Bu 'yıpratılma' söylemi yeni değil, ikna edici değil. Genelkurmay ve askeri otorite sıkışmış durumda; ama ona rağmen sert bir açıklama yaptı. Bunun bir savunma açıklaması olduğu ortadadır. Asimetrik savaş Stalin ve Hitler döneminde de söylenirdi. Benim fikirlerimi belirtmem, nasıl olur da asimetrik psikolojik harekâttır?
'Cadı avı' yapmış Albay'ın andıç geçmişini geçiştirdi
Ergun Babahan (Star Gazetesi)
Sayın Başbuğ, 'Hukuka bağlıyız' dedi. Ama bunları söylediği sırada toprak altından silahlar çıkmaya devam ediyor. 'İçimizde barındırmayız' dediği subayların, yargısız infaz yaptıkları ortaya çıkıyor. Türkiye'nin denizinden, askeri bölgesinden silahlar çıkıyor. Genelkurmay Başkanı, bu belgenin sahteliği konusunda çok kararlı. 'Cadı avı' yapmayız derken iddialı; ama 'cadı avı' yapmış Albay'ın daha önce hazırladığı belge konusundaki soruyu siyasetçi üslubuyla geçiştirdi. Bu, o Albay'a ait değilse bile 'yakışan bir iftira' oldu. Hazırladığı iddia edilen şahıs uygun, TSK'nın üslubu uygun bu belgeye. Bir Genelkurmay Başkanı, 27 Nisan muhtırasını kendisinin yazdığını itiraf etti.
Uygulamalar 'demokrasi sözü'yle örtüşmeli
Şamil Tayyar (Star Gazetesi)
Genelkurmay Başkanı, tartışılan belgeyi 'kağıt parçası' diye nitelendirdi. Askeri savcının verdiği takipsizlik kararına gönderme yaptı. Askeri savcılığın verdiği karara itiraz yolu açık. Hukuki süreç devam ediyor. Süreç devam ederken, 'kağıt parçası' denilmesi doğru değil. Demokrasiye ve hukuka bağlı olduklarını söyledi. Taahhüt olarak da bunun alınmasını istedi. Bu sözü ciddiye alıp önemsemek gerekir ama uygulamalar da bu sözle örtüşmeli. Açıklamaların, iki önemli başlığı vardı. Birincisi, konunun MGK gündemine taşınacağı; ikincisi de Ergenekon savcılarına yönelik çağrısı. Bu arada, salonda bulunan iki gazeteci arkadaşımız vardı. Takım elbise giyseler de adeta apoletli gibiydiler.
TSK 'savunma'yı bıraktı
İsmet Berkan (Radikal):
Uzun zamandır TSK savunmada. Ama bu konuşmada savunmadan atağa geçtiğinin ipuçlarını gösteriyor. 'TSK'ya karşı bir psikolojik harekat var' diyor. Buradan hareketle atağa geçeceği anlaşılıyor. Tabii bunu hukuk çizgileri içinde kalarak yapmalı.
Başbuğ, kapıyı kapatmadı
Hakan Çelik (Posta Gazetesi): Askeri savcılığın kararından sonra Genelkurmay tarafında konu kapanmış gibi bir algı vardı. Başbuğ, bunu MGK'ya götüreceklerini söyledi. Kararın kesin olmadığını, gerçekten somut bilgi ve belgeler varsa bundan sonra da konunun üzerine gidileceğini söyledi. Kapıyı tamamen kapatmadı.
MGK, hareketli geçecek
Murat Yetkin (Radikal):
Bir önceki toplantıda, 'İçimizde hukuk dışı kimse barınamaz.' demişti. Şimdi ise 'TSK kendisinin yıpratılma faaliyetlerine katlanamaz.' dedi. 30 Haziran'daki MGK toplantısı bayağı hareketli geçecek. 'Bütün bunları orada konuşacağız.' ifadesini kullandı. Hükümetle ilgili kışkırtıcı sorulara cevap vermedi. Kimlerden şüphelendiğini MGK'da söyleyecektir. Bunlarla beraber TSK'ya yönelik asimetrik savaşın sürdürüldüğünü söyledi. İlginç günler geçireceğiz herhalde. İstihbarat örgütlerine de çağrı yaptı. İlk defa duyduk bunu.
var _rsCI="us-bpaww";
var _rsCG="0";
var _rsDN="//secure-uk.imrworldwide.com/";
var _rsPLfl=0;
var _rsSE=1;
var _rsSM=1.0;
var _rsCL=1;
http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=863380&title=aydinlara-gore-asil-asimetrik-savas-demokrasiye-karsi
Demokrasiye karşı asimetrik psikolojik harekât var
Mehmet Altan (Star Gazetesi)
'Demokrasiye saygılıyız, hukuka saygılıyız' ifadeleri olumlu tespitler ama nihayetinde bunları söyleyen kişi 27 Nisan muhtırası yayınlandığında Kara Kuvvetleri komutanıydı. Türkiye'de asimetrik psikolojik savaş söz konusuysa bu, demokrasiye karşı bir psikolojik savaştır. Biz bu yüzden bu eleştirileri yapıyoruz. Bizim istediğimiz, evrensel demokratik standartlara herkesin uymasıdır. Ben araştırmanın önünü kesmek gibi bir durum görüyorum. Sivil yargının ne yapacağına askerler karar veremez. Bunun talimatı bile bizim nerelerde olduğumuzu gösteriyor. Demokrasiye karşı asimetrik savaşın önünü kesmek isteyenlerdir bu işleri kurcalayanlar. Suçlayıcı beyanlardan vazgeçmeliyiz.
Demokratik bir ülkeye yakışmadı, asker siyasîleşiyor
Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak)
Genelkurmay Başkanı'nın konuşma üslubu, tonu itibarıyla demokratik bir ülkeye hiç yakışmadı. Gazeteleri, gazetecileri itham eden bir konuşmaydı. Genelkurmay, siyasileşiyor. Sorgulamaktan hoşlanmayan, genellikle 301. maddeyle sorgulamalara, düşünce özgürlüğüne sınır getiren bir anlayışın devamıdır. Bu 'yıpratılma' söylemi yeni değil, ikna edici değil. Genelkurmay ve askeri otorite sıkışmış durumda; ama ona rağmen sert bir açıklama yaptı. Bunun bir savunma açıklaması olduğu ortadadır. Asimetrik savaş Stalin ve Hitler döneminde de söylenirdi. Benim fikirlerimi belirtmem, nasıl olur da asimetrik psikolojik harekâttır?
'Cadı avı' yapmış Albay'ın andıç geçmişini geçiştirdi
Ergun Babahan (Star Gazetesi)
Sayın Başbuğ, 'Hukuka bağlıyız' dedi. Ama bunları söylediği sırada toprak altından silahlar çıkmaya devam ediyor. 'İçimizde barındırmayız' dediği subayların, yargısız infaz yaptıkları ortaya çıkıyor. Türkiye'nin denizinden, askeri bölgesinden silahlar çıkıyor. Genelkurmay Başkanı, bu belgenin sahteliği konusunda çok kararlı. 'Cadı avı' yapmayız derken iddialı; ama 'cadı avı' yapmış Albay'ın daha önce hazırladığı belge konusundaki soruyu siyasetçi üslubuyla geçiştirdi. Bu, o Albay'a ait değilse bile 'yakışan bir iftira' oldu. Hazırladığı iddia edilen şahıs uygun, TSK'nın üslubu uygun bu belgeye. Bir Genelkurmay Başkanı, 27 Nisan muhtırasını kendisinin yazdığını itiraf etti.
Uygulamalar 'demokrasi sözü'yle örtüşmeli
Şamil Tayyar (Star Gazetesi)
Genelkurmay Başkanı, tartışılan belgeyi 'kağıt parçası' diye nitelendirdi. Askeri savcının verdiği takipsizlik kararına gönderme yaptı. Askeri savcılığın verdiği karara itiraz yolu açık. Hukuki süreç devam ediyor. Süreç devam ederken, 'kağıt parçası' denilmesi doğru değil. Demokrasiye ve hukuka bağlı olduklarını söyledi. Taahhüt olarak da bunun alınmasını istedi. Bu sözü ciddiye alıp önemsemek gerekir ama uygulamalar da bu sözle örtüşmeli. Açıklamaların, iki önemli başlığı vardı. Birincisi, konunun MGK gündemine taşınacağı; ikincisi de Ergenekon savcılarına yönelik çağrısı. Bu arada, salonda bulunan iki gazeteci arkadaşımız vardı. Takım elbise giyseler de adeta apoletli gibiydiler.
TSK 'savunma'yı bıraktı
İsmet Berkan (Radikal):
Uzun zamandır TSK savunmada. Ama bu konuşmada savunmadan atağa geçtiğinin ipuçlarını gösteriyor. 'TSK'ya karşı bir psikolojik harekat var' diyor. Buradan hareketle atağa geçeceği anlaşılıyor. Tabii bunu hukuk çizgileri içinde kalarak yapmalı.
Başbuğ, kapıyı kapatmadı
Hakan Çelik (Posta Gazetesi): Askeri savcılığın kararından sonra Genelkurmay tarafında konu kapanmış gibi bir algı vardı. Başbuğ, bunu MGK'ya götüreceklerini söyledi. Kararın kesin olmadığını, gerçekten somut bilgi ve belgeler varsa bundan sonra da konunun üzerine gidileceğini söyledi. Kapıyı tamamen kapatmadı.
MGK, hareketli geçecek
Murat Yetkin (Radikal):
Bir önceki toplantıda, 'İçimizde hukuk dışı kimse barınamaz.' demişti. Şimdi ise 'TSK kendisinin yıpratılma faaliyetlerine katlanamaz.' dedi. 30 Haziran'daki MGK toplantısı bayağı hareketli geçecek. 'Bütün bunları orada konuşacağız.' ifadesini kullandı. Hükümetle ilgili kışkırtıcı sorulara cevap vermedi. Kimlerden şüphelendiğini MGK'da söyleyecektir. Bunlarla beraber TSK'ya yönelik asimetrik savaşın sürdürüldüğünü söyledi. İlginç günler geçireceğiz herhalde. İstihbarat örgütlerine de çağrı yaptı. İlk defa duyduk bunu.
var _rsCI="us-bpaww";
var _rsCG="0";
var _rsDN="//secure-uk.imrworldwide.com/";
var _rsPLfl=0;
var _rsSE=1;
var _rsSM=1.0;
var _rsCL=1;
http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=863380&title=aydinlara-gore-asil-asimetrik-savas-demokrasiye-karsi
Thursday, June 25, 2009
NETEKİM..
Mutluluğun Resmi
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
... .... ....
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin Abid?
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
... .... ....
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin Abid?
Wednesday, June 24, 2009
http://www.turkceciler.com/yazi_turleri/hikaye.html
Hikâye (Öykü)
google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);
Önemli farklılıkları olmakla birlikte "küçük roman" şeklinde tanımlanabilir. Millî kültürümüzün önemli parçalarından "Dede Korkut Hikâyeleri", "destanlar" ve "halk masalları" nı saymazsak, Avrupaî tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat Edebiyatı döneminde görülür.
İlk hikâye kitabı, Emin Nihat'ın "Müsameretnâme"dir. Bu kitapta toplanan hikâyelerin kuruluşu, işlenişi "Binbir Gece Masalları" na benzer.
19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse DAUDET (1840-1897) ve Guy de MAUPASSANT (1850-1893) gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Bu iki yazar "realist" akımın yetiştirdiği zamanın ileri gelen romancılarındandır. Fransız hikâyeciliği Guy de MAUPASSANT'ın izinden gelişmiştir. Amerika edebiyatında özellikle mizahî hikâyeleriyle Mark TAWİN (1835-1910), O. HENRY (1862-1910) ve bunları takiben John STEİNBECK, Erskine CALDWEL Batılı ünlü hikâyecilerdendir.
Dünya hikâyeciliğinde iki hikâye biçimi hâkimdir. Bunlar:
1) Maupassant Biçimi : Hikâyede asıl olan "olay" dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü, hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir.
2) Çehov Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay" değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra başlıyor demektir. Zira, kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre yorumlar yapmaya uygundur.
Çehov, hikâye anlayışını şöyle anlatır:
"Kaleme alınan konular, "sade" olmalı. Piyer Semenovi, Maira İvanovna ile nasıl evlendi gibi... Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikâye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti... Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun, kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır. Ancak, onu başarabilirim. "
Türk hikâyeleri, şu dört ana grupta değerlendirilir:
1) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerinin düzenli olduğu hikâyeler. Ömer Seyfettin, Samet AĞAOĞLU, Haldun TANER, Oktay AKBAL, Mustafa KUTLU' nun hikâyeleri bu grup içindedir (Maupassant Biçimi)
2) İstanbul'da yaşayan insanların özel hayat ve özelliklerini veren hikâyeler. Hüseyin Rahmi GÜRPINAR, Ahmet Rasim, Osman Cemal KAYGILI, Sermet Muhtar ALUS'un hikâyeleri bu grup içindedir. (Maupassant Biçimi)
3) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerine önem vermeyen, olayın herhangi bir yerinden başlayan hikâyeler. Memduh Şevket ESENDAL, Sait Faik ABASIYANIK, Tarık BUĞRA, Sevinç ÇOKUM gibi yazarlarımız bu gruptandır. (Kısmen, Çehov Biçimi)
4) Varoluş çizgisinde oluşturulmuş, aydın bunalımı ve çaresizliği anlatan soyut hikâyeler. Bu tür hikâyeler, ülkemizde 1955'ten sonra görüldü. Hikâyelerde, hiç bir toplum kaygısı görülmez. Aydın bunalımının nedenleri yansıtılır. Sanat adı altında çoğu zaman "müstehcen"e kaçan konulara yer verilir. Hikâyecilik, sanattan ayrılmış ve ideolojiye kaydırılmıştır.
Bu grupta hikâye yazan yazarlarımızın başında ise; Yusuf ATILGAN, Demirtaş CEYHUN, Ferit EDGÜ ve Erdal ÖZ gelmektedir.
Açıklama-2
İlk Çağ Anadolu’sunda masal, ve tarihi olayları anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan’da “Binbir Gece Masalları” sağlam bir hikaye geleneğinin varlığını bildirmektedir. Bu gelenek, Arapça’dan yapılan çevirilerle Avrupa’ya masal, efsane, rivayetler şekliyle yayılmıştır.
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio’dur. XVI. Yüzyılda yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans’ın etkisiyle de XIX. Yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur.
Bizde, destanlar, halk hikâyeleri , ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. Ve XV. Yüzyılda “Dede Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.
XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letaif-i Rivayet ( söylene gelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse” ile bu türü geliştirmiş, Sami Paşazade Sezai : “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.
Tanımı : Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye diyoruz.
HİKÂYENİN UNSURLARI
1) Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur
2) Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
3) Yer (mekân): Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
4) Zaman : Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
5) Dil ve Anlatım : Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
Anlatım ise: iki şekilde olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “hikâyede birinci kişili anlatım” ; yazarın ağzından anlatılanlar “hikâyede üçüncü kişili anlatım”
HİKÂYEDE PLÂN:
Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:
1)Serim: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre , kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
2)Düğüm: Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
3)Çözüm:Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür.
Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur .Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.
HİKÂYE ÇEŞİTLERİ
Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre;
1) Olay (Klasik Vak'a) Hikâyesi: Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Mopasan Tarzı Hikâye” de denir
Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir..
Ayrıca bakınız >>> Maupassant Hikayeleri
2) Durum (Kesit) Hikâyesi: Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.
Bizdeki en güçlü temsilcileri : Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.
3) Modern Hikâye: Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Franz Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.
Ayrıca bakınız -> •Hikaye•Serveti Fünün Edebiyatı Döneminde Hikaye Roman•Tanzimat Dönemi Edebiyatında Hikaye ve Roman•Milli Edebiyat Döneminde Hikaye ve Roman•Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Hikaye
google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);
Önemli farklılıkları olmakla birlikte "küçük roman" şeklinde tanımlanabilir. Millî kültürümüzün önemli parçalarından "Dede Korkut Hikâyeleri", "destanlar" ve "halk masalları" nı saymazsak, Avrupaî tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat Edebiyatı döneminde görülür.
İlk hikâye kitabı, Emin Nihat'ın "Müsameretnâme"dir. Bu kitapta toplanan hikâyelerin kuruluşu, işlenişi "Binbir Gece Masalları" na benzer.
19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse DAUDET (1840-1897) ve Guy de MAUPASSANT (1850-1893) gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Bu iki yazar "realist" akımın yetiştirdiği zamanın ileri gelen romancılarındandır. Fransız hikâyeciliği Guy de MAUPASSANT'ın izinden gelişmiştir. Amerika edebiyatında özellikle mizahî hikâyeleriyle Mark TAWİN (1835-1910), O. HENRY (1862-1910) ve bunları takiben John STEİNBECK, Erskine CALDWEL Batılı ünlü hikâyecilerdendir.
Dünya hikâyeciliğinde iki hikâye biçimi hâkimdir. Bunlar:
1) Maupassant Biçimi : Hikâyede asıl olan "olay" dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü, hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir.
2) Çehov Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay" değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra başlıyor demektir. Zira, kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre yorumlar yapmaya uygundur.
Çehov, hikâye anlayışını şöyle anlatır:
"Kaleme alınan konular, "sade" olmalı. Piyer Semenovi, Maira İvanovna ile nasıl evlendi gibi... Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikâye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti... Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun, kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır. Ancak, onu başarabilirim. "
Türk hikâyeleri, şu dört ana grupta değerlendirilir:
1) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerinin düzenli olduğu hikâyeler. Ömer Seyfettin, Samet AĞAOĞLU, Haldun TANER, Oktay AKBAL, Mustafa KUTLU' nun hikâyeleri bu grup içindedir (Maupassant Biçimi)
2) İstanbul'da yaşayan insanların özel hayat ve özelliklerini veren hikâyeler. Hüseyin Rahmi GÜRPINAR, Ahmet Rasim, Osman Cemal KAYGILI, Sermet Muhtar ALUS'un hikâyeleri bu grup içindedir. (Maupassant Biçimi)
3) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerine önem vermeyen, olayın herhangi bir yerinden başlayan hikâyeler. Memduh Şevket ESENDAL, Sait Faik ABASIYANIK, Tarık BUĞRA, Sevinç ÇOKUM gibi yazarlarımız bu gruptandır. (Kısmen, Çehov Biçimi)
4) Varoluş çizgisinde oluşturulmuş, aydın bunalımı ve çaresizliği anlatan soyut hikâyeler. Bu tür hikâyeler, ülkemizde 1955'ten sonra görüldü. Hikâyelerde, hiç bir toplum kaygısı görülmez. Aydın bunalımının nedenleri yansıtılır. Sanat adı altında çoğu zaman "müstehcen"e kaçan konulara yer verilir. Hikâyecilik, sanattan ayrılmış ve ideolojiye kaydırılmıştır.
Bu grupta hikâye yazan yazarlarımızın başında ise; Yusuf ATILGAN, Demirtaş CEYHUN, Ferit EDGÜ ve Erdal ÖZ gelmektedir.
Açıklama-2
İlk Çağ Anadolu’sunda masal, ve tarihi olayları anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan’da “Binbir Gece Masalları” sağlam bir hikaye geleneğinin varlığını bildirmektedir. Bu gelenek, Arapça’dan yapılan çevirilerle Avrupa’ya masal, efsane, rivayetler şekliyle yayılmıştır.
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio’dur. XVI. Yüzyılda yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans’ın etkisiyle de XIX. Yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur.
Bizde, destanlar, halk hikâyeleri , ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. Ve XV. Yüzyılda “Dede Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.
XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letaif-i Rivayet ( söylene gelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse” ile bu türü geliştirmiş, Sami Paşazade Sezai : “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.
Tanımı : Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye diyoruz.
HİKÂYENİN UNSURLARI
1) Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur
2) Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
3) Yer (mekân): Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
4) Zaman : Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
5) Dil ve Anlatım : Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
Anlatım ise: iki şekilde olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “hikâyede birinci kişili anlatım” ; yazarın ağzından anlatılanlar “hikâyede üçüncü kişili anlatım”
HİKÂYEDE PLÂN:
Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:
1)Serim: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre , kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
2)Düğüm: Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
3)Çözüm:Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür.
Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur .Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.
HİKÂYE ÇEŞİTLERİ
Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre;
1) Olay (Klasik Vak'a) Hikâyesi: Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Mopasan Tarzı Hikâye” de denir
Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir..
Ayrıca bakınız >>> Maupassant Hikayeleri
2) Durum (Kesit) Hikâyesi: Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.
Bizdeki en güçlü temsilcileri : Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.
3) Modern Hikâye: Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Franz Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.
Ayrıca bakınız -> •Hikaye•Serveti Fünün Edebiyatı Döneminde Hikaye Roman•Tanzimat Dönemi Edebiyatında Hikaye ve Roman•Milli Edebiyat Döneminde Hikaye ve Roman•Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında Hikaye
Monday, June 22, 2009
Sunday, June 21, 2009
Saturday, June 20, 2009
Wednesday, June 17, 2009
Monday, June 15, 2009
Sunday, June 14, 2009
Friday, June 12, 2009
Tuesday, June 9, 2009
8 TEMMUZ İNFORMEL DEMOKRAT YAPI: KESİNTİSİZ YÜRÜYÜŞ!
BELH'TEN ARDAHAN'A,
ARDAHAN'DAN EDİRNE'YE,
EDİRNE'DEN SELANİK'E,
SELANİK'TEN ÜSKÜP'E,
ÜSKÜP'TEN SARAY BOSNA'YA,
SARAY BOSNA'DAN OKYANUS ÖTESİNE...
ARDAHAN'DAN EDİRNE'YE,
EDİRNE'DEN SELANİK'E,
SELANİK'TEN ÜSKÜP'E,
ÜSKÜP'TEN SARAY BOSNA'YA,
SARAY BOSNA'DAN OKYANUS ÖTESİNE...
Thursday, June 4, 2009
8 TEMMUZ-İNFORMEL DEMOKRAT 8 TEMMUZ-RÜBAİ 8 TEMMUZ/EHL-İ BEYT-BEHRAM
CEMEVLERİNİN MEŞRUİYETİNİ TEYİD EDER...
Wednesday, June 3, 2009
Tuesday, June 2, 2009
Monday, June 1, 2009
Subscribe to:
Comments (Atom)



















