Thursday, August 27, 2009

8 TEMMUZ İNFORMEL DEMOKRAT BİLEŞENLERİ


TC DEVLETİ YÜRÜTME ORGANI'NIN "DEMOKRATİK AÇILIM" GİRİŞİMİNE TAM DESTEK VERİR...

Thursday, August 6, 2009

ÖLÇÜ!

İdeolojiler, kitleler için felsefenin zengin dünyasına bir kapı aralar. Yine de bu kapıdan girmek zordur. Teorik donanımı olmayan sıradan insanlar ideolojik önermelerin felsefî gerekçelerini kavrayamazlar. Diğer ideolojilerle rekabet ederken devreye basit formüller ve nihaî olarak sloganlar girer. Toplumsal ve siyasal gerçekliği sloganlaştırmak hayattan kopmak demektir.

Bu yüzden ideolojiler siyasî eğilimlerin ve eylemlerin sebebi değil bahanesi olurlar. Her ideoloji kitleselleştikçe basitleşir. Basitleşmenin en ileri noktası, kazların bile gündelik hayatlarına yetecek birkaç slogana dünyayı hapsetmektir. Bu da yetmez. Bazıları için sloganlar bile fazla karışıktır. O zaman devreye "bizden olanlar" ve "bizden olmayanlar" tasnifi girer. "Bizden olmayanlar" ise iki gruba ayrılırlar: "Hainler" ve "dönekler". Karşıdakileri "bizden olmayanlar" olarak görenler ve onları da ihanetle suçlayanlar kendilerini de yok edecekleri şiddetten başka hiçbir şey üretemezler.

Kurtuluş Savaşı, Balkan Savaşları ile başlayan uzun bir savaş döneminin son merhalesidir. Siyaset ayağa düşmüştür. Eline silahı alıp, "bu ülkeyi en iyi ben yönetirim" diye meydana çıkanların hesapları yanlıştır. Bu yanlış hesaplar görülürken en çok duyulan söz "ihanet"tir. "İhanet" sözü, siyasî çıkarı için ülkeyi gözden çıkartanların ağzından düşmez. Enver Paşa "hain"dir. "İhanet" suçlamasında bulunanlar ise "Edirne'yi Enver kurtaracaksa Bulgarların elinde kalsın daha iyi" diyen Halaskâr Zabitan subaylarıdır.

Ankara Hükümeti yurdun işgalden kurtarılması için kolları sıvarken İstanbul Hükümeti'nin "ihanet" suçlamasına maruz kalır. Kime? Padişaha. Aslında İstanbul'daki İngiliz işbirlikçilerine karşı çıkmak ihanet sayılmaktadır. Büyük Millet Meclisi açıldıktan tam bir hafta sonra bir kanun çıkartarak bu suçlamalara cevap verir. Verdiği cevap bir "ihanet" ölçüsü koymaktır. Büyük Millet Meclisi'nin çıkardığı birinci kanun, İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın görüşmesine başladığı ama bitiremediği "aşar kanunu"dur. İkinci kanun ise (kendi gerçek gündemi ile birinci kanun) "Hıyanet-i Vataniye Kanunu"dur. Bu kanun ihaneti tanımlamakta ve vatana ihanet suçuna bir ceza ihdas etmektedir. Bu kanuna göre "Büyük Millet Meclisi'nin kararlarına ve otoritesine karşı çıkmak vatana ihanet demektir."

Savaşlarda ihtiyaç duyulan şey dost ile düşmanı birbirinden ayırmaktır. Cephe gerisinde verilen savaşlar hiçbir zaman cephedeki gibi safları açığa çıkartmaz. Hedef düşman olunca, gözden geze, oradan arpacığa giden düz bir çizgiye ihtiyaç vardır. Savaşmak yerine siyasetle çözüm arayınca birbirini kesen onlarca çizgi ortaya çıkar. Siyasî çıkarlarının peşine düşenler ise safları sıklaştırmak için savaş taktiklerini kullanırlar. Kalın bir çizgi ile kendilerini ayırıp geri kalanları "hain" olarak nitelerler. Siyasî üslup içinde kullanılan "ihanet" sözcüğü, bir türlü temellendirilemeyen ve meşrulaştırılamayan çıkarları, çoğu zaman ülkenin aleyhine olan siyasî çıkarları gizlemek için kullanılır.

En çok namustan bahsedenlerin namussuz olması gibi, en çok ihanetten söz edenlerin de kendilerine dair bir ihanet kuşkusu vardır. En masumundan lâftan anlamayan yandaşlara "safları sıklaştırın" mesajı, karşı tarafı hain ilan ederek verilir.

Orta Afrika'dan genişçe bir arazi satın alıp, dünyayı iki renkten ibaret görenlere yeni bir vatan kursak. Gece karanlıkta dışarı çıkmadıkları takdirde "bizden olan ve olmayan"ı ayırmakta zorluk çekmeyecekleri bir ülkede onları yaşatsak. İnsanların ırklarını araştırıp kafa karışıklığına düşeceklerine, farklı olanı bir bakışta anlayabilseler...

Kimse hain değil. Kimse ihanet içinde değil. Bu ülke hepimizin. Eğer kafası karışanlar için bir ölçü arıyorsak ve bu ölçüyü millette bulacaksak, millî iradeye bakacağız. "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesine karşı çıkan vatan hainidir." m.turkone@zaman.com.tr

06 Ağustos 2009, Perşembe
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=877401&title=ihanet

Wednesday, August 5, 2009

MAHKEME 3. İDDİANAMEYİ KABUL ETTİ...DAVANIN SANIKLARI...

MEHMET HABERAL Sanık ...
YALÇIN KÜÇÜK Sanık ...
HALİL KEMAL GÜRÜZ Sanık ...
MUSTAFA KOÇ Sanık ...
ERSİN GÖNENCİ Sanık ...
OĞUZ BULUT Sanık ...
İBRAHİM ŞAHİN Sanık ...
MUSTAFA ÖZBEK Sanık ...
MUSTAFA LEVENT GÖKTAŞ Sanık ...
RIZA FERİT BERNAY Sanık ...
TAYLAN ÖZGÜR KIRMIZI Sanık ...
MUSTAFA ABBAS YURTKURAN Sanık ...
ÜNAL İNANÇ Sanık ...
MUHTEREM BAĞCI Sanık ...
HÜDAYİ ÜNLÜER Sanık ...
FATİH HİLMİOĞLU Sanık ...
İLHAN BULAYIR Sanık ...
ZERRAR ATİK Sanık ...
FAHRİ KEPEK Sanık ...
İLYAS ÇINAR Sanık ...
OĞUZHAN SAĞIROĞLU Sanık ...
ERDAL ŞAHİN Sanık ...
ENGİN AYDIN Sanık ...
ERBAY ÇOLAKOĞLU Sanık ...
CENGİZ KÖYLÜ Sanık ...
CİHANDAR HASANHANOĞLU Sanık ...
MUHAMMED SARIKAYA Sanık ...
FATMA CENGİZ Sanık ...
YAŞAR OĞUZ ŞAHİN Sanık ...
MUHİTTİN ERDAL ŞENEL Sanık ...
MEHMET KORAL Sanık ...
TUNÇER KILINÇ Sanık ...
MÜNÜR KEMAL YAVUZ Sanık ...
HASAN ATAMAN YILDIRIM Sanık ...
HÜSEYİN VURAL VURAL Sanık ...
MUSTAFA DÖNMEZ Sanık ...
MURAT EKE Sanık ...
CİHAN ARIK Sanık ...
ALİ OKTAY ŞAHBAZ Sanık ...
ONUR ÖZDEMİR Sanık ...
EMRE BALTACI Sanık ...
MELİH YÜKSEL Sanık ...
SERVET KAYNAK Sanık ...
FAHRİ SÜSLÜ Sanık ...
KEMALETTİN BALCI Sanık ...
BÜLENT GÜNGÖRDÜ Sanık ...
MURAT ÇAVDAR Sanık ...
MEHMET DALAGAN Sanık ...
AYHAN ATABEK Sanık ...
KENAN TEMUR Sanık ...
EROL MANİSA Sanık ...
MUSTAFA HÜSEYİN BUZOĞLU Sanık ...

HAYIRLI OLSUN...

http://www.24haber.com/images/news/mehmet_ali_sahin6.jpg

Tuesday, August 4, 2009

ALLAH RAHMET EYLESİN...


8 TEMMUZ- MİR SEYİD GALİYEV

8 TEMMUZ- KOCA SİNAN

Saturday, August 1, 2009

BOZAN GÜÇ!

8 TEMMUZ-EMİR BOZAN DNA, ÇALIŞTAY'A BAŞARILAR DİLER!


KANLI ELLERİ OKYANUSLAR BİLE YIKIYAMAZ!

SABANCI CİNAYETİ AYDINLANSIN...İŞTİRAKÇİLER YARGILANSIN!

BİR BİLMECEM VAR ÇOCUKLAR...HAYDİ SOR SOR...

Babaannemin dediği gibi, “her şeyde bir hayır var.” Ali Suat Ertosun’un, Ergenekon savcılarını değiştirmek için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda gösterdiği çaba, dikkatleri onun üstüne çekti. Geçmişine bakıldı. “Kariyerindeki” en önemli olaylardan biri, Sabancı Cinayeti’nin katillerinden Mustafa Duyar’ın, onun Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü döneminde hapishanede vurulmuş olması. Can Dündar, Bakan’ın izin vermesine rağmen Mustafa Duyar’la konuşmasını Ertosun’un engellediğini açıkladı. Ertosun ise Duyar “para istediği” için görüşmenin yapılamadığını ama aslında zaten görüşmeye izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Tabii, bu kadar önemli bir cinayetin failinin konuşmak istediği halde engellenmesi, sonra da Ertosun’un Genel Müdürlüğü’nü yaptığı hapishanelerden birinde “tabancayla” vurularak öldürülmesi ciddi soru işaretleri yarattı. Niye Duyar’ın konuşmasına izin verilmedi? Niye Duyar’la onu vuran Karagümrük Çetesi’nin aynı hapishanede buluşması sağlandı? Sonra neden başka bir hapishanede Karagümrük Çetesi’nin liderleri öldürülmek istendi? Bu tartışmaya katılan o dönemin Adalet Bakanı ise Mustafa Duyar’ın “MİT’e konuştuğunu, bütün bilgilerin MİT’in arşivinde bulunduğunu” söyledi. MİT, bu iddiaya cevap vermedi. Anlaşılıyor ki Suriye’de MİT’e teslim olan Duyar bütün sırlarını anlatmış. MİT, onun neler anlattığını biliyor. Ama kamuoyu bilmiyor. Sabancı Cinayeti’ne bu tartışmaların ışığında bakıldığında, bu suikastın yakın tarihin en önemli olaylarından biri olduğu gittikçe daha açık bir şekilde anlaşılıyor. Cinayetin sanıklarından biri olan Fehriye Erdal, Sabancı Center’daki görevine bir polis müdürü tarafından yerleştirilmiş. O polis müdürü, daha sonra Susurluk Çetesi’nin önde gelen sanıklarından Abdullah Çatlı’yla birlikte aynı arabanın içinde geçirdiği trafik kazasında öldü. Polis müdürü, Susurluk Çetesi’yle Sabancı Cinayeti’ni birbirine bağlayan bir ilmik. Sabancı Center’daki cinayet sırasında “kameralara yakalanan” üç kişiden biri olan Mustafa Duyar, bildiklerini MİT’e anlatmış, daha sonra da hapishanede tuhaf bir şekilde vurulup öldürülmüş. Belçika’ya kaçan Fehriye Erdal ise “yanlış bir maddeden” istendiği için Türkiye’ye iade edilmemiş. Peki, o “kameralara yakalanan” bir üçüncü isim daha vardı. İsmail Akkol. O nerede? Ondan pek bahsedilmiyor. Bir iddiaya göre Bulgaristan’da, bir iddiaya göre Yunanistan’da. Nerede olduğunu herhalde bizim istihbarat teşkilatları biliyordur ama onu da Türkiye’ye getirmek üzere bir çaba yok. Ortada dolaşan başka iddialar, aslında cinayeti işleyen “dördüncü” bir kişinin daha olduğunu ama onun kameralara yakalanmadığını söylüyor. Şimdi bu tabloya baktığımızda, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Devlet, Sabancı suikastının içyüzünü bütün detaylarıyla biliyor. Fehriye Erdal’ı Sabancı Center’a yerleştiren devletin bir polis müdürü olduğuna göre, bir kere onun yaptıkları izlenmiş olduğu için neler olduğunu biliyor. İkincisi de Mustafa Duyar, “teslim olduğunda” her şeyi anlattığına göre onun anlattıklarından biliyor. Mustafa Duyar’ı öldüren Ergin kardeşlerden Vedat Ergin’in kameralara “beni Veli Küçük’e sorun” demesi, cinayeti başka bir yandan daha Susurluk’a bağlıyor. Veli Küçük ismi ise Susurluk ile Ergenekon’u birbirine bağlayan kilit isim. Sabancı Cinayeti, Susurluk-Ergenekon hattında işlenmiş bir cinayet. Susurluk-Ergenekon hattı ise “devlet görevlileri” tarafından oluşturulmuş bir suç zinciri. Doğrusu ya, çok da derin bir kazı yapmaya gerek yok, şöyle yüzeysel bir bakış bile bu cinayetin arkasındaki devlet gölgesini bize gösteriyor. Sabancı Cinayeti’nin çevresinde örülen ağlar her yandan devlete bağlanıyor. Erdal’ı göreve yerleştiren polis müdürüyle bağlanıyor, Duyar’ın itiraflarına sahip olduğu halde bunu yargıya vermeyen MİT’le bağlanıyor, Duyar’ın Can Dündar’la konuşmasını engelleyen Genel Müdür Ertosun’la bağlanıyor, Duyar’la katillerinin aynı hapishanede buluşmasını sağlayan “nakilleri” gerçekleştiren görevlilerle bağlanıyor, Vedat Ergin’in o zamanlar görev başındaki bir subay olan Veli Küçük’ün adını söylemesiyle bağlanıyor. Bu cinayetin her yanında devletin parmak izleri var. Niye Sabancı, her yanından devlete bağlanan bir ağın içinde öldürüldü, bilmiyoruz. Ama bu cinayet çözüldüğünde, polisin, MİT’in, askerin, Adalet Bakanlığı görevlilerinin belirli ölçülerde sorumluluk sahibi olacağı seziliyor. Ertosun dün bir açıklama yaptı. Ama Duyar’la Karagümrük Çetesi’nin aynı hapishanede nasıl buluştuğunu, daha sonra Karagümrük Çetesi’ni öldürecek adamların onların hapishanesine nasıl gönderildiğini ayrıntılarıyla anlatmadı. Bence bu dosya yeniden açılmalı ve Ertosun’un ifadesi alınmalı. Bu cinayeti çözersek birçok olayı çözdüğümüz gibi bugün Ergenekon çetesini devletin içinde kimlerin korumaya çalıştığını da öğrenebiliriz çünkü.
http://www.taraf.com.tr/makale/6814.htm