Monday, November 30, 2009
Sunday, November 29, 2009
Saturday, November 28, 2009
Friday, November 27, 2009
Danıştay, zenci Türklere karşı!
"Bence Danıştay kararıyla yeni bir süreç başladı. Yüksek yargının, askeri bürokrasinin, çırpınan, çırpınırken de her türlü çılgınlığı yapmaya hazır olan bir medya grubunun ve de İzmir örneğinde görüldüğü üzere sokağın güçlerini birleştiren bir 'beyazların hakimiyetine devam' operasyonuna hazır olalım. İlk hedef, DTP'nin kapatılması ile açılım politikalarının sabote edilmesi, ikincisi 'asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanması'na ilişkin kanuni düzenlemenin iptal edilerek Ergenekon mahkemesinin etkisizleştirilmesi.
Amaç, 'apartheid'ın Türkçe versiyonu; kafes."
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=920604&title=danistay-zenci-turklere-karsi
Amaç, 'apartheid'ın Türkçe versiyonu; kafes."
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=920604&title=danistay-zenci-turklere-karsi
Thursday, November 26, 2009
HAYAT KANITLAR: BİNAZİR BİR YAPI OLARAK "8 TEMMUZ İNFORMEL DEMOKRAT" DEKATLONDA DÜNYA ŞAMPİYONU!
Milletim uyan artık...
HÜSEYİN GÜLERCE26/11/2009 Aziz milletim. İnsanlık adına, insaniyet namına hamle yapacağın bir rampada, sana kıymak istiyorlar. Bir asırdır, sırtına binen vicdansız, acımasız, zalim cuntacı bir zihniyetin elinde inlediğin yeter artık.
Gerçekleri gör artık. Dün Munzur kenarında çocuklarını, bir araya toplayıp kurşundan geçirenler; "ama onlar da isyan etti" diyerek binlerce masumu katledenler, bugün hâlâ aynı kafadalar. Şimdi de bir müzeye toplayacakları çocuklarını, dinamitle havaya uçurmanın planlarını yapıyorlar. Ben yazarken inanamıyorum, onlar ise hâlâ koltuklarında oturarak, daha korkunç planlar yapmaya devam ediyor.
Milletim uyan artık. Gazete ve televizyonlarda elleri var. Susturucu taktırıyorlar. Gerçekleri sana duyurmak, istemiyorlar. Anlı şanlı medya patronları, yöneticileri duymuyorlar, duyurmuyorlar.. görmüyorlar, gördürmüyorlar... İhanetler perdeleniyor. Cuntacılar aklanmaya çalışılıyor. Yüksek yargıda, üniversitelerde, barolarda, iş dünyasında adamları var. Şu anda Ergenekon davasında köşeye sıkıştıkları için hepsini cepheye sürüyorlar.
Milletim uyan artık. Yıllardır, komplolarla, provokasyonlarla, tezgâhlarla seni Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-dindar, ilerici-gerici diye bölmeye çalıştılar. Gazetecileri, aydınları öldürdüler, "dindarlar yaptı" dediler. Sivas'ta masumları otellerde yaktılar, "Sünniler yaptı" dediler. İntikam gibi göstermek için Başbağlar'da katliam yaptılar, "Alevilerin, Kürtlerin işi" dediler... Güneydoğu'da 17 bin 500 cinayet işlediler, bizi bölmenin ateşini körüklediler.
Cuntacılar kadar zalim, onlar kadar vicdansız medya yöneticileri olmasa, üç günlük ömürleri var. Bu kadar net konuşuyorum. İsimlerini vermeyeyim, sen onları, bu Kafes eylem planlarını hiç yazmamalarından, ana haberlerine hiç taşımamalarından tanıyacaksın. Dört gazete, dört televizyon kanalı, üç gün bunların ihanet planlarını manşetlerine taşısa, ana haberlerde ekranlarda on beş dakika ele alınsalar, bunların işi bitecek. Yüksek yargıdaki koruma duvarları yıkılacak. Darbeci baroların elleri ayaklarına dolaşacak. Ergenekon'a avukatlık yapan siyasetçiler, insan içine çıkamayacak. Ama yapmıyorlar ve yapmayacaklar... Çünkü birlikte inşa ettikleri statüko yıkılacak, milli irade üzerindeki vesayet rejimi son bulacak. Demokrasinin önündeki bütün engeller kalkacak.
Aziz milletim, iş sana düşüyor... Dar bir geçittesin. Tek bir çıkış yolu var. El ele tutuşmalıyız. İnancımız, fikrimiz, etnik kökenimiz, mezhebimiz ne olursa olsun, bugün bu topraklarda insan kardeşleri olarak; insanlığımızı, özgürlüklerimizi, hürriyetlerimizi, onurumuzu, haklarımızı koruma adına, yüreklerimizi birleştirmeliyiz. Demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü hepimiz için istemeliyiz.
Bunun için dostluğa dost, düşmanlığa düşman olmalıyız. Cuntacılar, farklılıklarımızı düşmanlık sebebi yapmak istiyor. Oyunlarını bozalım.
Gelin Türk, Kürt, Sünni, Alevi, laik, dindar ne olursak olalım helalleşelim. Kapanmış yaralarımızı kanatmak isteyenleri, ancak birbirimizi affederek durdurabiliriz.
Aziz milletim. Gel, "daha önce incinmişsen de incitme" diyelim. Bizi, birbirimizden ayırmak isteyenlere karşı tek yürek olalım. Ayrı ayrı yaşadığımız acıları, hepimizin acıları bilelim. Acılarımızı kıyaslamayalım. Karşımızda, hiçbirimize merhameti olmayan, kan dökmeye alışmış, gözü dönmüş caniler var.
Onları ancak, birbirimize olan hoşgörümüz, sevgimiz, gönül beraberliğimiz durdurabilir. Onlar tuzak kurdukça biz, birbirimize daha çok sarılalım. Her köşe başında bir komplo var. Denizin ortasında dev dalgalara yakalanmış gibiyiz. Can yeleklerimiz; sevgiden, insanlıktan, hoşgörüden dokunmuşsa eğer batmayacağız. El ele tutuşursak birbirimizden kopmayacağız.
Milletim uyan artık. Bak yarın bayram. Küskünlükleri unutalım. Birbirimizin haklarına sahip çıkalım, insanlık düşmanı cuntacılara fırsat vermeyelim... h.gulerce@zaman.com.tr
HÜSEYİN GÜLERCE26/11/2009 Aziz milletim. İnsanlık adına, insaniyet namına hamle yapacağın bir rampada, sana kıymak istiyorlar. Bir asırdır, sırtına binen vicdansız, acımasız, zalim cuntacı bir zihniyetin elinde inlediğin yeter artık.
Gerçekleri gör artık. Dün Munzur kenarında çocuklarını, bir araya toplayıp kurşundan geçirenler; "ama onlar da isyan etti" diyerek binlerce masumu katledenler, bugün hâlâ aynı kafadalar. Şimdi de bir müzeye toplayacakları çocuklarını, dinamitle havaya uçurmanın planlarını yapıyorlar. Ben yazarken inanamıyorum, onlar ise hâlâ koltuklarında oturarak, daha korkunç planlar yapmaya devam ediyor.
Milletim uyan artık. Gazete ve televizyonlarda elleri var. Susturucu taktırıyorlar. Gerçekleri sana duyurmak, istemiyorlar. Anlı şanlı medya patronları, yöneticileri duymuyorlar, duyurmuyorlar.. görmüyorlar, gördürmüyorlar... İhanetler perdeleniyor. Cuntacılar aklanmaya çalışılıyor. Yüksek yargıda, üniversitelerde, barolarda, iş dünyasında adamları var. Şu anda Ergenekon davasında köşeye sıkıştıkları için hepsini cepheye sürüyorlar.
Milletim uyan artık. Yıllardır, komplolarla, provokasyonlarla, tezgâhlarla seni Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-dindar, ilerici-gerici diye bölmeye çalıştılar. Gazetecileri, aydınları öldürdüler, "dindarlar yaptı" dediler. Sivas'ta masumları otellerde yaktılar, "Sünniler yaptı" dediler. İntikam gibi göstermek için Başbağlar'da katliam yaptılar, "Alevilerin, Kürtlerin işi" dediler... Güneydoğu'da 17 bin 500 cinayet işlediler, bizi bölmenin ateşini körüklediler.
Cuntacılar kadar zalim, onlar kadar vicdansız medya yöneticileri olmasa, üç günlük ömürleri var. Bu kadar net konuşuyorum. İsimlerini vermeyeyim, sen onları, bu Kafes eylem planlarını hiç yazmamalarından, ana haberlerine hiç taşımamalarından tanıyacaksın. Dört gazete, dört televizyon kanalı, üç gün bunların ihanet planlarını manşetlerine taşısa, ana haberlerde ekranlarda on beş dakika ele alınsalar, bunların işi bitecek. Yüksek yargıdaki koruma duvarları yıkılacak. Darbeci baroların elleri ayaklarına dolaşacak. Ergenekon'a avukatlık yapan siyasetçiler, insan içine çıkamayacak. Ama yapmıyorlar ve yapmayacaklar... Çünkü birlikte inşa ettikleri statüko yıkılacak, milli irade üzerindeki vesayet rejimi son bulacak. Demokrasinin önündeki bütün engeller kalkacak.
Aziz milletim, iş sana düşüyor... Dar bir geçittesin. Tek bir çıkış yolu var. El ele tutuşmalıyız. İnancımız, fikrimiz, etnik kökenimiz, mezhebimiz ne olursa olsun, bugün bu topraklarda insan kardeşleri olarak; insanlığımızı, özgürlüklerimizi, hürriyetlerimizi, onurumuzu, haklarımızı koruma adına, yüreklerimizi birleştirmeliyiz. Demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü hepimiz için istemeliyiz.
Bunun için dostluğa dost, düşmanlığa düşman olmalıyız. Cuntacılar, farklılıklarımızı düşmanlık sebebi yapmak istiyor. Oyunlarını bozalım.
Gelin Türk, Kürt, Sünni, Alevi, laik, dindar ne olursak olalım helalleşelim. Kapanmış yaralarımızı kanatmak isteyenleri, ancak birbirimizi affederek durdurabiliriz.
Aziz milletim. Gel, "daha önce incinmişsen de incitme" diyelim. Bizi, birbirimizden ayırmak isteyenlere karşı tek yürek olalım. Ayrı ayrı yaşadığımız acıları, hepimizin acıları bilelim. Acılarımızı kıyaslamayalım. Karşımızda, hiçbirimize merhameti olmayan, kan dökmeye alışmış, gözü dönmüş caniler var.
Onları ancak, birbirimize olan hoşgörümüz, sevgimiz, gönül beraberliğimiz durdurabilir. Onlar tuzak kurdukça biz, birbirimize daha çok sarılalım. Her köşe başında bir komplo var. Denizin ortasında dev dalgalara yakalanmış gibiyiz. Can yeleklerimiz; sevgiden, insanlıktan, hoşgörüden dokunmuşsa eğer batmayacağız. El ele tutuşursak birbirimizden kopmayacağız.
Milletim uyan artık. Bak yarın bayram. Küskünlükleri unutalım. Birbirimizin haklarına sahip çıkalım, insanlık düşmanı cuntacılara fırsat vermeyelim... h.gulerce@zaman.com.tr
Wednesday, November 25, 2009
WHAT IS THE "BIRDCAGE"?
JUNTA
1)Gayrimüslimleri kaçırmayı, öldürmeyi;
2)Çocukların bulunduğu müzeyi bombalamayı;
3)Araçları kundaklamayı planlıyordu.
4)Ardından bu eylemler muhafazakar kesimin üstüne atılarak, 'irtica' yaygaraları koparılacak
5) ve nihayet hükümet alaşağı edilecekti.
BONUSU: Azınlıklar hedef alınacağı için AK Parti'nin dışarıdan destek alması da mümkün olmayacaktı.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=919955&title=karartma-uygulayan-gazetelerin-yazarlarindan-demokratik-tavir
1)Gayrimüslimleri kaçırmayı, öldürmeyi;
2)Çocukların bulunduğu müzeyi bombalamayı;
3)Araçları kundaklamayı planlıyordu.
4)Ardından bu eylemler muhafazakar kesimin üstüne atılarak, 'irtica' yaygaraları koparılacak
5) ve nihayet hükümet alaşağı edilecekti.
BONUSU: Azınlıklar hedef alınacağı için AK Parti'nin dışarıdan destek alması da mümkün olmayacaktı.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=919955&title=karartma-uygulayan-gazetelerin-yazarlarindan-demokratik-tavir
Tuesday, November 24, 2009
EL-ANSWER: IT'S A "BIRDCAGE"!
Kafes
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE24/11/2009 80 darbesinden sonra Mamak Askerî Cezaevi'ne uğrayanlar Kafes'i çok iyi bilirler. Burası yüksek bir aslan kafesi gibiydi.
Dış kafeste cezaevi kuralları kısaca öğretildikten sonra, asıl bu kafeste eğitimi verilirdi. Demir parmaklığa yüzünüz yakın tehiyyatta oturulur. Dışarıdan bakan biri namaz kıldığınızı bile zannedebilir. Sonra askerin komutuyla ayağa kalkılır ve yine komuta göre yerinizde sayarak marşlar söylenir ve tekmil verilir. Hatanız olsun olmasın, terbiye amacıyla parmaklık arasından avucunuzu dışarı uzatırsınız. Karşınızdaki asker, elindeki copu mümkün olduğu kadar arkaya götürüp, ulaşabileceği en yüksek hızla elinize vurur. Yeteri kadar dayak yedikten sonra tekrar tehiyyat oturuşuna geçilir. Kimi birkaç saat, kimi bir ay kadar bu Kafes'te kalıp eğitildikten sonra koğuşa geçmek artık özgürlüğe kavuşmak gibidir.
Kafes, cehennemi insanlara yaşatmak içindir. Bu cehennemde kısa bir süre kalanlar, bu cehenneme tanık olanlar artık her şeye katlanabilir. Sonrasında verilen komutlara bu cehenneme dönmemek için uyulur. Kurallar, kafes korkusu ile işletilir. İtaat ve düzen için kafes, zihninizin bir yerinde kaçmanız gereken cehennem olarak durur.
Taraf'ın yayınladığı plana, hazırlayanların "Kafes" ismini vermesi tesadüf değil. Kendi ellerinizle bir dehşet tablosu yaratacaksınız. Toplumu bu cehenneme tanık edeceksiniz. İnsanlar bu dehşete tanık olduktan, yani kafese girdikten sonra artık her şeye razı olacak. Güce boyun eğecek. Şiddete rıza gösterecek. Bu cehennemin alternatifi olan silahlı zorbalığa, yani askerî vesayete katlanacak.
Planı hazırlayanlar cehennemin dehşetini artırmaya özen gösteriyor. Küçük çocukların en kalabalık olduğu anın seçilmesini istiyorlar. Daha dehşetlisi olabilir mi? Minicik çocukların cansız, parçalanmış cesetleri. Ne için? "İşte size cehennem" dedirtmek için. Sonra? Kanımız donacak. Bütün toplum ayağa kalkacak. O minicik yavruları koruyabilmek için, özenle inşa ettiğimiz her şeyin asker postalları altında ezilmesine rıza göstereceğiz. Kafesin içini göreceğiz, dehşeti yaşayacağız ve geri kalan her şeye eyvallah diyeceğiz.
12 Eylül'den önce bu kafesin içindeki kan gölüne batarak yaşamadık mı? Onca andıç, onca eylem planı bu kafesi örüp bizi içine yerleştirmek için yapılmadı mı?
Kafes'in, bir iktidar yöntemi olduğunu artık öğrenmeliyiz. Nerelere, ne tip kafesler yerleştirildiğini bilmeliyiz. Askerî vesayet sisteminin kafesler kurarak yürüdüğünü artık fark etmeliyiz. Bu kafesleri kuranlara, hayatımızı cehenneme çevirmeye kalkanlara dünyayı dar etmeliyiz.
Kimse kutsalların arkasına sığınıp bu kan emicilerin çirkin yüzünü aklamaya kalkmasın. Hiç kimse cesetler üzerine iktidar koltuğu inşa etmeye kalkan mezar soyguncularının dünyasını meşrulaştırmaya yeltenmesin. Bu işi üç beş gözü dönmüş resmî üniformalı katilin üzerine yıkarak içinden çıkmaya niyetlenmesin. Bu bir iktidar yöntemi, Türkiye'nin karanlık ve kirli askerî vesayet tarihinin sistematik olarak kullandığı bir psikolojik harp tekniği. Sağa sola kafesler inşa etmek, sadece elinde silah bulunanların diktasını kurmak için.
Kafes planını, içinde taşıdığı korkunç dehşetle birlikte basit bir provokasyon olarak görmek yanlış. Toplumun ve siyasetin farklı alanlarında aynı merkez farklı kafesler inşa ediyorlar. Mantık aynı: Cehennemi gösterip, askerî diktaya razı etmek.
Anayasa Mahkemesi'nde AK Parti kapatma davasıyla Türkiye'ye yaşatılan cehennem bir kafes değil miydi? Aynı karanlık merkezlerde birileri gece-gündüz çalışıp, acaba hangi kafesleri kurmakla meşguller? m.turkone@zaman.com.tr
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE24/11/2009 80 darbesinden sonra Mamak Askerî Cezaevi'ne uğrayanlar Kafes'i çok iyi bilirler. Burası yüksek bir aslan kafesi gibiydi.
Dış kafeste cezaevi kuralları kısaca öğretildikten sonra, asıl bu kafeste eğitimi verilirdi. Demir parmaklığa yüzünüz yakın tehiyyatta oturulur. Dışarıdan bakan biri namaz kıldığınızı bile zannedebilir. Sonra askerin komutuyla ayağa kalkılır ve yine komuta göre yerinizde sayarak marşlar söylenir ve tekmil verilir. Hatanız olsun olmasın, terbiye amacıyla parmaklık arasından avucunuzu dışarı uzatırsınız. Karşınızdaki asker, elindeki copu mümkün olduğu kadar arkaya götürüp, ulaşabileceği en yüksek hızla elinize vurur. Yeteri kadar dayak yedikten sonra tekrar tehiyyat oturuşuna geçilir. Kimi birkaç saat, kimi bir ay kadar bu Kafes'te kalıp eğitildikten sonra koğuşa geçmek artık özgürlüğe kavuşmak gibidir.
Kafes, cehennemi insanlara yaşatmak içindir. Bu cehennemde kısa bir süre kalanlar, bu cehenneme tanık olanlar artık her şeye katlanabilir. Sonrasında verilen komutlara bu cehenneme dönmemek için uyulur. Kurallar, kafes korkusu ile işletilir. İtaat ve düzen için kafes, zihninizin bir yerinde kaçmanız gereken cehennem olarak durur.
Taraf'ın yayınladığı plana, hazırlayanların "Kafes" ismini vermesi tesadüf değil. Kendi ellerinizle bir dehşet tablosu yaratacaksınız. Toplumu bu cehenneme tanık edeceksiniz. İnsanlar bu dehşete tanık olduktan, yani kafese girdikten sonra artık her şeye razı olacak. Güce boyun eğecek. Şiddete rıza gösterecek. Bu cehennemin alternatifi olan silahlı zorbalığa, yani askerî vesayete katlanacak.
Planı hazırlayanlar cehennemin dehşetini artırmaya özen gösteriyor. Küçük çocukların en kalabalık olduğu anın seçilmesini istiyorlar. Daha dehşetlisi olabilir mi? Minicik çocukların cansız, parçalanmış cesetleri. Ne için? "İşte size cehennem" dedirtmek için. Sonra? Kanımız donacak. Bütün toplum ayağa kalkacak. O minicik yavruları koruyabilmek için, özenle inşa ettiğimiz her şeyin asker postalları altında ezilmesine rıza göstereceğiz. Kafesin içini göreceğiz, dehşeti yaşayacağız ve geri kalan her şeye eyvallah diyeceğiz.
12 Eylül'den önce bu kafesin içindeki kan gölüne batarak yaşamadık mı? Onca andıç, onca eylem planı bu kafesi örüp bizi içine yerleştirmek için yapılmadı mı?
Kafes'in, bir iktidar yöntemi olduğunu artık öğrenmeliyiz. Nerelere, ne tip kafesler yerleştirildiğini bilmeliyiz. Askerî vesayet sisteminin kafesler kurarak yürüdüğünü artık fark etmeliyiz. Bu kafesleri kuranlara, hayatımızı cehenneme çevirmeye kalkanlara dünyayı dar etmeliyiz.
Kimse kutsalların arkasına sığınıp bu kan emicilerin çirkin yüzünü aklamaya kalkmasın. Hiç kimse cesetler üzerine iktidar koltuğu inşa etmeye kalkan mezar soyguncularının dünyasını meşrulaştırmaya yeltenmesin. Bu işi üç beş gözü dönmüş resmî üniformalı katilin üzerine yıkarak içinden çıkmaya niyetlenmesin. Bu bir iktidar yöntemi, Türkiye'nin karanlık ve kirli askerî vesayet tarihinin sistematik olarak kullandığı bir psikolojik harp tekniği. Sağa sola kafesler inşa etmek, sadece elinde silah bulunanların diktasını kurmak için.
Kafes planını, içinde taşıdığı korkunç dehşetle birlikte basit bir provokasyon olarak görmek yanlış. Toplumun ve siyasetin farklı alanlarında aynı merkez farklı kafesler inşa ediyorlar. Mantık aynı: Cehennemi gösterip, askerî diktaya razı etmek.
Anayasa Mahkemesi'nde AK Parti kapatma davasıyla Türkiye'ye yaşatılan cehennem bir kafes değil miydi? Aynı karanlık merkezlerde birileri gece-gündüz çalışıp, acaba hangi kafesleri kurmakla meşguller? m.turkone@zaman.com.tr
Monday, November 23, 2009
MİLLET KAFESE GİRMEZ!
Erdoğan, Taraf’ın yayımladığı Kafes Planı’na gönderme yaptı: Millet, kendisini kafeslere hapsetmek isteyenlere yanıt verir.
http://www.taraf.com.tr/haber/44471.htm
http://www.taraf.com.tr/haber/44471.htm
Sunday, November 22, 2009
BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN!
Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.
Şubat 1955
Nazım Hikmet Ran
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.
Şubat 1955
Nazım Hikmet Ran
MANZARA-İ UMUMİYE!
"Türkiye sarsılıyor... Türkiye, çok sancılı da olsa, kabuk değiştiriyor... Seksen küsur yıldır gizlenmiş gerçekler kabak gibi ortalığa dökülüyor... Tabular yıkılıyor... Darbe planları ortalığa saçılıyor... Hesap soruluyor... Sorulamasa da hiç olmazsa sorulmak isteniyor... Halkın temsilcileriyle 'yüksek bürokrasi' arasında kıyasıya bir 'soğuk iç savaş' yaşanıyor..."
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/11/23/bu_tufada_isci_nerede
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/11/23/bu_tufada_isci_nerede
Saturday, November 21, 2009
Friday, November 20, 2009
Thursday, November 19, 2009
YA NASIL KIYARIZ İNSANA!
Wednesday, November 18, 2009
DÜNYA EHL-İ BEYT VAKFI: ALEVİLER, CHP'Yİ TERK ETMELİ


ANKARA -ANKA- Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun Alevilerin “potansiyel güçlerine” yeniden kavuşmak için CHP'yi terk etmeleri gerektiğini savundu. Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun yazılı açıklamasında “CHP Genel Başkan Yardımcısı, Sayın Baykal'ın politbüro üyelerinden Onur Öymen'in cumhuriyet döneminin en büyük devlet katliamını överek örnek göstermesi insanım diyen herkeste şok etkisi yaratmıştır” dedi. Onur Öymen'in aynı zamanda CHP'nin hangi zeminde olduğunu açık bir şekilde gösterdiğini öne süren Altun, “Bu zihniyetler yüzünden Alevilere yapılan bütün katliamlar CHP dönemine rastlamaktadır” dedi
8 TEMMUZ İNFORMEL DEMOKRAT EMEKÇİLERE DESTEK VERİR!
Eylemciler, basın bildirisinde, Uzman Erbaş Kanunu’na göre 45 yaşından gün aldıklarında ya da sağlık niteliklerini kaybettiklerinden dolayı TSK ile ilişiklerinin kesildiğini ifade ederek, ayrıca Emekli Sandığı’nın sağladığı haklardan da yararlanamadıklarını anlattı. (Radikal)
http://www.haber7.com/haber/20091118/Uzman-erbaslarin-Mecliste-eylem-girisimi.php
http://www.haber7.com/haber/20091118/Uzman-erbaslarin-Mecliste-eylem-girisimi.php
Saturday, November 14, 2009
BU HABER ASPARAGAS MI YOKSA "KÜT"LÜK PAS MI?
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=964367&Date=14.11.2009&CategoryID=77TEKİRDAĞ'DAN AK PARTİ SEÇMENİ YAZIYOR:
YA "DOKTOR" BENİ DAVET ET BEN İÇERİM!
BU ALANLARDAN "NEMA"LANMAK MAZİ OLDU!
Friday, November 13, 2009
Thursday, November 12, 2009
Wednesday, November 11, 2009
Monday, November 9, 2009
"ahiret" SORUSU: BU KARGA NE YAPIYOR?
http://www.matokulu.com/arsiv/karga.jpgA) ISLAK İMZA ATIYOR
B) SAĞ EL İŞARET PARMAĞINI BASIYOR
C) GAGASIYLA FARKLI BİR İMZA ATMAYA ÇALIŞIYOR
D) KUŞ GRİBİNE KARŞI GAGASINI TEMİZLİYOR
E) HİÇBİRİ
İNSANLIK DIŞI! YAPANI-YAPTIRANI-ARDINDAKİ "YAPI"YI KINIYORUM!
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12898627.asp?gid=229EL SALLA EL SALLA!
'...Şimdi de gelelim siz Kürtlere. Bakın ne savaşların, ne büyük felaketlerin kıyısından döndünüz. Dağlıca baskının bile nasıl büyük projelerin, küçük ve etkili parçaları olduğunu bizim Taraf günlerce yayımladı. Buna karşın, Fırat’ın doğusundan hâlâ bir tek “tık” bile yok. Hani “Operasyonları buralara kaydırın, faili meçhuller aydınlansın” demiyor muydunuz? Bir açılım da siz yapın o zaman. Şimdiye kadar kaç genç, örgüt içi infaza kurban gitti açıklayıverin. Ölüm haberlerini ailelerine hâlâ ulaştırmadığınız kaç genç var? E... ya da derin ... gibi birileri organize ediyor bu qırêj (kirli) savaşı ama kimdir ortakları bunların sizin oralarda(n)? Tamam “derin ...” karar verdi 33 erin ölümüne ama onlar Bingöl’de kimin eliyle infaz edildi? E... gerekli buldu Dağlıca baskınını ama kim yaptı bu baskını? Apê Ehmed (Türk) ses ver! “Derin ...”in ihale ettiği Kürt-Türk savaşına, sizin oradan katkı sunanlar kimler? Bu şirket tam bir organize suç holdingi olmalı ama biz daha derin anlamlıyla Adi Ortaklık diyoruz. Sabancı suikastı, birilerince DHKP-C’ye ihale edildiği ortaya çıktığında; “Oligarşinin iç çelişkilerinden faydalandık” mı demiştiniz? O zaman, barış ve kardeşlik taleplerimiz de sorgulanır mı? Bu çelişkinin bedeli ölen Anadolu gençlerinin kanı mıdır? Bu soruların muhatabı elbette tek başına Apê Ehmed olmamalı. PKK ve DTP İmralı’dan yönetiliyorsa, sorumlusu da O ve ondan sorumlu olanlardır değil mi? Sahi İmralı hâlihazırda ...? ...mi, ...mi sorumlu Öcalan’dan? Sorunun yanıtı gerçekten de önemli. ...Daha uçakta gelirken, “Hizmete hazırım” dememiş miydi ‘O’ da? ... İmralı’nın çözüm önerisinde, tek kendi merkezli çareler var. “Ben, gene ben, hep ben ve tek ben” şeklinde. Bakın şimdi de ne diyor “İstediM geldiler, şimdi gelmeyin diyoruM, gelmeyecekler.” Yani hâlâ her şey “tek ben, yalnızca ben ve sadece ben” şeklinde. Biliyorum, Fırat’ın doğusundan birileri; “o Frenkeştayn’ı kim yarattı, onu da itiraf edin” diyecek. Tamam, biz dünü gördük, şimdi siz de bu günü itiraf edin artık. Hey hevaller, kameralara E... ile yakalandınız! Yok, mu söyleyecek bir sözünüz? Bari kameralara el sallayın!!!'
taraf/makale/8392
Sunday, November 8, 2009
Saturday, November 7, 2009
Friday, November 6, 2009
8 TEMMUZ İNFORMEL DEMOKRAT, ÖNCE İNSAN BAĞLAMINDA SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA TEŞEKKÜR EDER...
Sayın Cumhurbaşkanımız, dosyaları Adalet Bakanlığınca gönderilen Nurettin ATEŞ’in felçli olduğunun; Şirin AYDIN’ın vücudunun sol tarafını kullanamadığının ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığının; Fehmi AKAR’ın istemsiz hareketler yaptığının ve desteksiz ayakta duramadığının; Güler ZERE’nin ise kanser olduğunun hastaneler ve Adlî Tıp Kurumu 3 üncü Adlî Tıp İhtisas Kurulu tarafından tespit edilmesini ve bu Kurumlarca düzenlenen raporlarda belirtilen ayrıntılı tıbbi bulguları dikkate alarak, Anayasanın 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde sözü edilen “sürekli hastalık” sebebi ile ilgililerin kalan cezalarını, söz konusu madde uyarınca kaldırmışlardır.
http://cankaya.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/?id=5123
http://cankaya.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/?id=5123
Wednesday, November 4, 2009
8 TEMMUZ, ÖNCE İNSAN BAĞLAMINDA TC HÜKUMETİ'NE TEŞEKKÜR EDER...
Adli Tıp kanser hastası olan Güler Zere'nin raporunun tamamlandığını ve yarın Çankaya Köşkü'ne sunulacağını açıkladı.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu başkanı Zafer Üskül de Adli Tıp'ın Zere'nin sağlık durumunu gösteren çalışmasını tamamladığını söyledi.
Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Zere'nin babası ile telefonda görüştü.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12860773.asp?gid=229
TBMM İnsan Hakları Komisyonu başkanı Zafer Üskül de Adli Tıp'ın Zere'nin sağlık durumunu gösteren çalışmasını tamamladığını söyledi.
Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Zere'nin babası ile telefonda görüştü.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12860773.asp?gid=229
Monday, November 2, 2009
YASAL SÜREÇ HIZLANSIN! 24 SAATTE SONUÇ ALALIM!
Bu cinayetin neresindesiniz? - Mehmet ALTAN
Üst damağı alınmış... Radyoterapi tedavisi ise tükürük bezlerini kurutmuş... Ağzında kapanmayacak yaralar oluşmuş... Beslenmesi iflas etmiş... Artık mama ve suyla da beslenemiyor... Seruma takılı...
Görme duyusu... Duyma duyusu kaybolmuş.
İshal ve sürekli kusmakta...
Herkesin gözü önünde mum gibi eriyor...
Kırk kiloya gelmiş dayanmış...
Ama...
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’ndeki ranzasına bileklerinden kelepçeli.
***
2009 Şubat’ında, yani bundan dokuz ay önce...
Kahramanmaraş Elbistan E Tipi Cezaevi’nde yatmakta iken hapishane koşulları nedeniyle dört ay gecikmeli olarak kanser tanısı konmuş.
Tanının konmasının ardından ameliyat edilmiş.
Ancak hastalık, iki ay gibi kısa bir süre içerisinde, hastane koşullarında
yeterli bakım yapılamaması nedeniyle yeniden tekrarlamış.
Tekrarlayan hastalığa gerekli müdahale cezaevindeki koşulları nedeniyle gecikerek yapılmış.
Ameliyat sonrası yoğun bakıma götürülürken de ayağına ve eline kelepçe vurulmuş.
Türk Tabipler Birliği, Ağustos ayında yazdığı raporda hastanın yeterli derecede beslenememesi nedeniyle “ileri derecede zayıfladığına” dikkat çekmiş.
Bunla yetinmemiş, durumun kötüye gittiğini pek çok kez vurgulamış.
***
Kendisi beş aydır Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Mahkûm Koğuşu’nda ama tüm Türkiye’nin gözleri önünde ölüyor.
Baba Haydar ve anne Güllü ise hastane bahçesinde 110 gündür ağız kanserine yakalanan kızlarının serbest bırakılması için oturma eylemi yapıyor.
Cumhurbaşkanı...
Adalet Bakanı...
Adli Tıp...
Onlar seyrederken...
37 yıllık yaşamın son demleri acıyla tükeniyor.
***
İstanbul Adli Tıp Kurumu 28 Ağustos’ta vermesi gereken raporu “bazı tıbbi evrak eksikliği ve Adli Tıp’ta onkoloji uzmanı olmadığı gerekçesiyle” vermeyi iki ay ertelemiş.
Hâlbuki...
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi, 16 Ekim tarihli raporunda, “hastalığın herhangi bir gerileme göstermediği, tekrarladığı, geri dönülmez bir aşamaya girdiğinin” anlaşıldığını belirtmiş.
İstanbul Adli Tıp Kurumu en son olarak da kanserli bölgenin raporunu istiyormuş...
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi bu raporu yarın İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderecek.
Ama artık galiba çok geç...
***
Artık çok geç çünkü...
Tabipler Birliği önceki gün “tıbben geri dönülemez” noktaya gelindiğini açıkladı.
Önceden ismi bildirilen sadece bir kişi haftada kendisini görebildiği için annesi ve babası kızlarını 15 günde bir, bazen de 1 ayda bir görebiliyor.
İki gün önce sıra annesindeydi...
Anne Güllü Zere, 110. günde kızının son halini görünce şoka girdi. Zere, mikrofonlara konuşurken “kızım” dedikten sonra baygınlık geçirdi.
Eşinin fenalaştığını gören Haydar Zere, onu sakinleştirmeye çalıştı.
Ve “kızımı bize vermemek için bizi oyalıyorlar. Sanırım kızımı öldürüp
onun cenazesini verecekler bana. Ben onun bu hastaneden canlı çıkacağına inanmıyorum. Şu an tamamen bitmiş durumda” dedi.
***
Soğukkanlı ve ilgisiz bakışlarla “kimliksiz bir öteki” haline getirerek cinayetine ortak olduğumuz Güler Zere ölüyor...
2009 yılının sonunda devlet ve toplum olarak, seri katil donukluğuyla bir cinayet daha işledik.
Siz bu cinayetin neresindesiniz?
URL: http://www.stargazete.com/gazete/yazar/bu-cinayetin-neresindesiniz-222669.htm Tarih: 2 Kasım 2009 Pazartesi, 00:43
Üst damağı alınmış... Radyoterapi tedavisi ise tükürük bezlerini kurutmuş... Ağzında kapanmayacak yaralar oluşmuş... Beslenmesi iflas etmiş... Artık mama ve suyla da beslenemiyor... Seruma takılı...
Görme duyusu... Duyma duyusu kaybolmuş.
İshal ve sürekli kusmakta...
Herkesin gözü önünde mum gibi eriyor...
Kırk kiloya gelmiş dayanmış...
Ama...
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’ndeki ranzasına bileklerinden kelepçeli.
***
2009 Şubat’ında, yani bundan dokuz ay önce...
Kahramanmaraş Elbistan E Tipi Cezaevi’nde yatmakta iken hapishane koşulları nedeniyle dört ay gecikmeli olarak kanser tanısı konmuş.
Tanının konmasının ardından ameliyat edilmiş.
Ancak hastalık, iki ay gibi kısa bir süre içerisinde, hastane koşullarında
yeterli bakım yapılamaması nedeniyle yeniden tekrarlamış.
Tekrarlayan hastalığa gerekli müdahale cezaevindeki koşulları nedeniyle gecikerek yapılmış.
Ameliyat sonrası yoğun bakıma götürülürken de ayağına ve eline kelepçe vurulmuş.
Türk Tabipler Birliği, Ağustos ayında yazdığı raporda hastanın yeterli derecede beslenememesi nedeniyle “ileri derecede zayıfladığına” dikkat çekmiş.
Bunla yetinmemiş, durumun kötüye gittiğini pek çok kez vurgulamış.
***
Kendisi beş aydır Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Mahkûm Koğuşu’nda ama tüm Türkiye’nin gözleri önünde ölüyor.
Baba Haydar ve anne Güllü ise hastane bahçesinde 110 gündür ağız kanserine yakalanan kızlarının serbest bırakılması için oturma eylemi yapıyor.
Cumhurbaşkanı...
Adalet Bakanı...
Adli Tıp...
Onlar seyrederken...
37 yıllık yaşamın son demleri acıyla tükeniyor.
***
İstanbul Adli Tıp Kurumu 28 Ağustos’ta vermesi gereken raporu “bazı tıbbi evrak eksikliği ve Adli Tıp’ta onkoloji uzmanı olmadığı gerekçesiyle” vermeyi iki ay ertelemiş.
Hâlbuki...
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi, 16 Ekim tarihli raporunda, “hastalığın herhangi bir gerileme göstermediği, tekrarladığı, geri dönülmez bir aşamaya girdiğinin” anlaşıldığını belirtmiş.
İstanbul Adli Tıp Kurumu en son olarak da kanserli bölgenin raporunu istiyormuş...
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi bu raporu yarın İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderecek.
Ama artık galiba çok geç...
***
Artık çok geç çünkü...
Tabipler Birliği önceki gün “tıbben geri dönülemez” noktaya gelindiğini açıkladı.
Önceden ismi bildirilen sadece bir kişi haftada kendisini görebildiği için annesi ve babası kızlarını 15 günde bir, bazen de 1 ayda bir görebiliyor.
İki gün önce sıra annesindeydi...
Anne Güllü Zere, 110. günde kızının son halini görünce şoka girdi. Zere, mikrofonlara konuşurken “kızım” dedikten sonra baygınlık geçirdi.
Eşinin fenalaştığını gören Haydar Zere, onu sakinleştirmeye çalıştı.
Ve “kızımı bize vermemek için bizi oyalıyorlar. Sanırım kızımı öldürüp
onun cenazesini verecekler bana. Ben onun bu hastaneden canlı çıkacağına inanmıyorum. Şu an tamamen bitmiş durumda” dedi.
***
Soğukkanlı ve ilgisiz bakışlarla “kimliksiz bir öteki” haline getirerek cinayetine ortak olduğumuz Güler Zere ölüyor...
2009 yılının sonunda devlet ve toplum olarak, seri katil donukluğuyla bir cinayet daha işledik.
Siz bu cinayetin neresindesiniz?
URL: http://www.stargazete.com/gazete/yazar/bu-cinayetin-neresindesiniz-222669.htm Tarih: 2 Kasım 2009 Pazartesi, 00:43
Subscribe to:
Comments (Atom)























