Devlet hâlâ 1950’lerin “Soğuk Savaş Güvenlik Devleti” zihniyetine sahip. Zihnen ve bedenen “Güvenlik Misyonu” üstüne yapılanmış olan bir devlet “düşman” konsepti olmadan bu misyonunu sürdüremezdi, bu misyonuna meşru temeller hazırlayamazdı. Dün bu düşman “Komünizm” idi bugün böyle bir düşman algısı dünyanın hiçbir yerinde yok. Geride kalıyor “iç düşman” argümanı: “Bölücülük ve irtica.” Demek oluyor ki, “Güvenlik Devleti” misyonunu meşrulaştırabilmek için bu devletin “bölücülere”, “irticaya” ihtiyacı var. Düşman yaratacak medyaya ihtiyacı var. Yetmiş milyonu aşkın bir nüfusu bu kriterlere göre fişleyebilmek için de halktan saklanmış devasa bir gizli aygıta ihtiyacı var. Son günlerde yaşadığımız tüm olup bitenlerin aslı esası bu kanımca. Başka deyişle, olgusal zaman takvimiyle siyasete baktığımızda karşımızda duran sorun, 1930’lardan 1950’lere geçişte kalmış olan bir “devlet” sorunudur. Kürt sorunu yoktur devlet sorunu vardır, Alevi sorunu yoktur devlet sorunu vardır, Gayrımüslim azınlıklar sorunu, AB sorunu, Kıbrıs sorunu yoktur devlet sorunu vardır. İrileşmiş ama çocuk kalmış bir devletin yaratmış olduğu sorunlar vardır. Gelişmesi dumura uğramış bu iri çocuğun evcilik, çelik çomak, askercilik oynayabilmesi için de kendisiyle oynayacak çocuk kalmış aydınlara, çocuk kalmış medyaya, çocuk kalmış topluluklara ihtiyacı var.
http://taraf.com.tr/makale/9321.htm