Friday, April 30, 2010


http://www.cijoc.org/images/images/albums/happy_labor_day.jpg

THE DECATHLON IS COMPOSITE CONSTRUTION!

Thursday, April 29, 2010

ŞİMDİ HABERLER...

Islak imzada sıcak gelişme
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Albay Dursun Çiçek hakkında yakalama emri çıkardı.
http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/04/29?ref=sabahMenu

TEBRİKLER...


http://www.time.com/time/

SABAHIN BİR SAHİBİ VAR! VERİLEN OYLAR HELAL SİZE...

"EMİN" AĞABEY' E YANITLAR!

Sadece şu Danıştay cinayeti ile “kapatma davasına” baktığınızda bile bu topluma nasıl tuzaklar kurulduğunu görmüyor musunuz?
-GÖRÜYORUZ!

Birileri sizi bu tuzağa sürüyor, onlar ancak böyle tuzaklarla iktidarlarını sürdürebilirler.
-DOĞRU!

Peki, siz bu tuzağa kendi ayaklarınızla girecek misiniz?
-HAYIR!

Sizi nasıl bir oyuna getirmek istediklerini görmemekte kararlı mısınız gerçekten?
-HAYIR! KESİNTİSİZ MÜCADELEYE DEVAM!
http://www.taraf.com.tr/makale/11067.htm


ahmetaltan111@gmail.com

Tuesday, April 27, 2010

POWER OF THE DECATHLON WHICH IS IN ITS EFFECT!

NEREDEYDİM?

12 MART ANKARA'DA KISA PANTOLON GİYİYORDUM...
12 EYLÜL "SEKTÖR"E SORUN, İYİ BİLİR!
28 ŞUBAT "SEKTÖR"E SORUN, İYİ BİLİR!
27 NİSAN SAAT FARKIYLA BLOGTAN KIRMIZI KART!

http://merihyildizi.blogcu.com/-/1469881
http://merihyildizi.blogcu.com/turkiye-fildisi-kiyisi-degil/1480471

Sunday, April 25, 2010

MADEM ÖYLE İŞTE BÖYLE!

“Salâ salâ sâlâââ
“Ya muhavvile’l havli ve’l ahvâl havvil hâlenâ ilâ ahseni’l hâl”
“Salâ”
“Accilû bi's salâti gable'l fevt ve accilû bi't tevbeti gable'l mevt”
“Salâ”
Küllü nefsin zâigatü’l mevt sümme ileynâ türce’ûn”
“Salâ”
İnnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn”
“Salâ”
“Ya Seyyidel evvelîne ve’lâhirîn ve selâmün ale’l mürselîn ve’l hamdü li’llâhi rabbi’l âlemîn”
FİKRİ SÖNMEZ HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞTUR...

YÖNTEMİ UYMASA DA İNANCI UYAR!
İLLEGAL TKP-Birlik Dayanışma Üyesi Haluk Öncel
Fikri Sönmez'e (TerziFikri) ALLAH'tan Rahmet diler...

ÖNCE İNSAN...

Saturday, April 24, 2010

THE SAME TO YOU!



"I salute the Turks who saved Armenians in 1915"

BİR ARTI KAPTINIZ SAYIN SAYLAV...AYNEN DEVAM...


FOTO:http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=5566

DEKATLON/EHL-İ BEYT İNSANI KUCAKLAR...

Thursday, April 22, 2010

B ŞIKKI KİRLİ BİR EL!


http://files.myopera.com/ebrinisan/blog/5212528.526lkm.JPG

SORUYA DAİR ŞIKLAR AŞAĞIDADIR!


http://www.baybul.com/resimler/Resim-251108-0133/3007-b-151386-ayak.jpg
A ŞIKKI KİRLİ AYAK

bu ne aYAK?




KİM 1001 YALAN İSTER YARIŞMA PROGRAMINA KATILMAK İSTEYENLER İÇİN BARAJ SORUSUDUR!

Wednesday, April 21, 2010

Tuesday, April 20, 2010

DUR DURAK YOK! BU İŞ BİTECEK!


http://www.stargazete.com/politika/bitmeden-mola-yok-haber-256467.htm

İN-FOR-MEL DE-MOK-RAT/DE-KAT-LON

BİNAZİRDİR, BİMİSALDİR EZBERLERİ FENA BOZAR...

Sunday, April 18, 2010

ANAYASA HUKUKU HOCAM DİYOR Kİ:


http://elifsavas.brianfelsen.com/coup/images/ozbudun.jpg
Politika

'Çift başlı yargı' devam eder


Reform paketinde askerî mahkemelerle ilgili düzenlemede son anda değişikliğe gidildi.Askerî mahkemelerin, yalnızca askeri suç ve disiplin konularında görevli oldukları yönündeki ilk metin genişletildi. Teklifin son şekline hukukçulardan itirazlar geldi: Bu düzenleme Şemdinli bombalamasındaki gibi 'görev gereği oradaydım' benzeri savunmalara kapı açıyor.



Yargı reformunun da içinde yer aldığı Anayasa değişikliği teklifi, Meclis Genel Kurulu'nda yarın görüşülmeye başlanacak. Pakette askerî mahkemelerin görev alanına ilişkin düzenlemede son anda değişikliğe gidilmesi tartışma konusu oldu. İlk düzenleme, askerî mahkemelerin yalnızca askerî suç ve disiplin konularında görevli oldukları yönündeydi. Ancak bu teklif, Anayasa Komisyonu'nda değiştirilerek, "Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler." şeklini aldı. Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun, burada ciddi bir geri adım atıldığını savunuyor. Özbudun, "Bir asker, diğer bir askere karşı Kızılay Meydanı'nda tamamen adi bir suç işlediğinde yetkiyi askerî mahkemelere bırakıyorlar. Ki teklifte yoktu. Askerî suçu kim tanımlayacak?" diye soruyor.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=974374&title=cift-basli-yargi-devam-eder

ŞİMDİ HABERLER!

Gezmiş'leri astıran general öldü
http://www.stargazete.com/guncel/gezmis-leri-astiran-general-oldu-haber-255904.htm

ILICA CAN KÖŞELERDEN BİR KÖŞE!


http://okulweb.meb.gov.tr/25/20/968047/erzurum/ilica.jpg

İBRAHİM ERKAL SÖYLÜYOR: "HADİ GEL ERZURUM'A GEL"



Bu yayın İNFORMEL DEMOKRAT/DEKATLON "sanat destek birimi"nin sanata ve sanatçıya destek bağlamında yayınlanmıştır.

İŞTE GÜÇ İŞTE DEKATLON!

SEKTÖREL YAVRULARA KARŞI ÇELİKTEN BARİYER!

İNFORMEL DEMOKRAT/DEKATLON

V=A+B+C+D+E+H

TOPUNA HODRİ MEYDAN DİYEBİLEN GÜÇ!

İNADINA BİMİSAL!

İNADINA BİNAZİR!

İNADINA ÖZGÜN!

İNADINA ORİJİNAL!

Friday, April 16, 2010

TEKİRDAĞ'DAN RUHA'YA KUCAK DOLUSU SEVGİLER!



Not: Emeği geçen herkese teşekkür, tanıtım çalışmasına tam not...

Wednesday, April 14, 2010

"EMİN" AĞABEY DİYOR Kİ:

...
İstiyorlar ki “sistemi ele geçirmiş” bir gruba yönelik tepki, hedefinden sapsın.

Bunu yapamayacaklar.

Hiçbir şey, insanların bu sisteme duyduğu öfkeyi saptıramaz.

...
O dönem kapandı.

İnsanlar gerçeği gördü.

Kendilerine ait olan iktidarı istiyorlar ve alacaklar.

Bu halkın içindeki grupları birbirine karşı kışkırtmak da bu sonucu değiştirmez, bu ülkede ne yaşanırsa yaşansın, sonunda bugünkü düzen değişecek.

...
Boşuna denemeyin bu kışkırtmaları, insanların öfkelerini arttırırsınız ama onlara “aslında kime öfkelendiklerini” unutturamazsınız.

Gerçeği içimize öyle derin bir acıyla kazıdınız ki hiçbir şey o acının izini içimizden silemez.

ahmetaltan111@gmail.com

Monday, April 12, 2010

GEÇMİŞ OLSUN! KARDEŞLİĞİN SABOTE EDİLMESİNE RIZAMIZ YOK!


Foto:http://www.memleket.com.tr/images/news/52877.jpg

Sunday, April 11, 2010

HAYATIN İÇİNDE, HAYATIN DOĞRULADIĞI ÖZGÜN, BİMİSAL YAPI!

İNFORMEL DEMOKRAT/DEKATLON!

TOPLU YANIT: "SEKTÖR"ÜN DEŞİFRASYON SÜRECİ TAMAMLANMIŞTIR!

Türkiye değişecek... Zincirlerini kıracak... Daha özgür, daha adaletli, tüm yurttaşlarının hukuk önünde eşit olduğu daha demokratik bir ülke olacak. Bu değişim sürecinde üç temel toplumsal grubun tavrının hayati bir önemi olacak. Dindarlar, Kürtler ve Aleviler.
Dindar, Kürt ya da Alevi kimliklerine sahip olan ve bu kimliklerini inkâr etmeyen tüm yurttaşlarımız fiilen ya da psikolojik olarak zulüm gördü ülkemizde. Türk devlet zihniyetinin özünü oluşturan İttihatçı ideoloji önce Hıristiyan ve Yahudi yurttaşlarımızı bu topraklardan kovdu. Tam anlamıyla bir etnik temizlik yaptı. Ardından İttihatçı toplumsal mühendislik çabaları bu üç toplumsal kesime yönelik olarak devam etti. ...(*)rejim Kürtlere karşı zorla Türkleştirme politikalarını uyguladı. Alevilere karşı zorla Sünnileştirme politikaları uyguladı. Sünni-dindarlara karşı da zorla laikleştirme politikaları uyguladı. Direnenler içeri tıkıldı, işkenceler gördü ve kimileri de vicdansızca asıldı, katledildi.
İskilipli Atıf Hoca’yı da, Seyit Rıza’yı da bu zihniyet katletti. O sebeple bu zihniyete karşı 1950 seçimlerinde bu üç toplumsal kesim de birleşti. Çünkü tek parti diktatörlüğünün zalim zihniyetinden kurtulmak istiyorlardı artık. Sünni-dindarların da, Kürtlerin de, Alevilerin de çoğunluğu DP’ye destek verdi. Bu erdem ve özgürlük ittifakı sayesinde DP hükümet olabildi, ama iktidar olamadı. “Türkiye’nin sahibi biziz” diyen alçak zihniyet tarafından DP alaşağı edildi. Başbakan Menderes de tıpkı İskilipli Atıf ve Dersimli Seyit Rıza gibi katledildi.
Türk devlet zihniyeti 60’lardan itibaren bu ülkeyi yönetebilmek için “Zenciyi zenciye kırdırtmak” metodunu daha sistematik olarak uygulamaya başladı. Anadolu’da belli ölçüde tarihsel kökleri bulunan Sünni-Alevi ihtilafını alevlendiren eylemlere girişti. DP’nin devamı olan AP ve diğer sağ partiler de resmî ideolojinin bu tezgâhına uydu, geçmişten gelen Alevi-karşıtı önyargılara esir düştüler. Türk sağının son 50 yıllık tarihi, Alevi meselesinde berbat ve yer yer vicdansız bir konum alışın tarihidir aynı zamanda. Alevilerin sol hareketlerle ve CHP ile ilişkileri de bir bahs-i diğer...
Bugüne dönelim... Şu an Ergenekon zihniyeti Alevi-Sünni ayrışmasını koz olarak kullanmak istiyor. Dindarlarla Alevilerin arasında çatışma çıksın istiyor. Beş defa katlettiği Alevileri kendine kalkan yapmak istiyor Ergenekon zihniyeti.
“Yüksek Yargı Alevilerin elinde” söylemi işte tam bu Ergenekoncuların istediği söylemdir. Dindar camianın şu anki yargı vesayeti sorununu, “Alevi kadrolaşması”na bağlamasından Ergenekon zihniyeti çok memnun oluyor. Alevilerin de “Polis teşkilatını dinciler ele geçirdi” demesinden memnun oluyor. Böylece sistemin özü meselesi konuşulmuyor ve “zenciyi zenciye kırdırtma” politikası bir kez daha başarıya ulaşıyor.
Zaman’a konuşan bir emekli Yargıtay üyesi “TSE (Tunceli-Sivas-Erzincan) damgalı olmak lazım yargıda bir yere gelmek için” demiş. Bu üç şehrin Alevi kökenli insanları Yüksek Yargı’da belli yerlerde olabilir, doğrudur. Ama bilin ki bu hukukçular Alevi kimliklerine ihanet ederek bir yerlere gelebilirler. Tıpkı Sünni-dindar ve Kürt kökenli Abdurrahman Yalçınkaya gibilerinin kendini inkâr ederek her yere gelebildiği gibi...
Dün Alevi önderi Doğan Bermek’le konuştum. Haklı olarak şöyle diyor Bermek: “Gazi katliamında 23 Alevi öldürüldü. Dava kasıtlı olarak Trabzon’a atıldı. Orda görüldü. Dava sürecinde mağdur yakınları taşlandı. 23 kişinin katledildiği davada toplam 18 ay ceza çıktı. Yargıtay da bunu onadı. Nerde bu Alevi Yüksek Yargı? Tam aksine Alevi haklarıyla ilgili nerdeyse hiçbir davada Aleviler lehine bir karar çıkmadı, Alevilerin haklarını kısıtlayan bu kararları da hep Yüksek Yargı onayladı. Bilakis biz Aleviler bu yargı zihniyetini aforoz ediyoruz.”
Çok haklı Bermek. Alevi kökenli hukukçular bir yere gelebilir ama o hukukçular sisteme karşı meşruiyetini ispatlamak için böyle feci kararları da vermek zorundadır. O kişiler kendi içinden çıktıkları camiaya ihanet etmeden resmî ideolojinin sadık kulu olamazlar. O yüzden apaçık bir derin yapılanma operasyonu olan 23 Alevinin Gazi Mahallesi’nde katledilmesi olayı da örtülmek zorundadır. Asimile edilmek istenen Alevilerin hak mücadelesine balta vurulmalıdır. Bizzat Alevi kökenli kamu görevlileri eliyle de olabilir bu. Dindar kökenli birçok bürokrat ve hukukçunun dindarların haklarının ihlal edilmesine bizzat vesile olabildiği gibi... Sistemin özü bu çünkü...
rasim.ozan@hotmail.com
*Yayıncının notu: Samimi Kemalistleri de süründürdü hatta katletti "Sektör". Örnek Mumcu, Üçok, Hablemitoğlu vd...

HZ. ALİ (R.A.) : "BANA BİR HARF ÖĞRETENİN KIRK YIL KÖLESİ OLURUM."

Thursday, April 8, 2010

İŞTE GÜÇ İŞTE DEKATLON!

ÖZGÜNDÜR-ORİJİNALDİR!
BİMİSALDİR-BİNAZİRDİR!

ŞİMDİ HABERLER...

7 Askerimizin kendi mayınımızla şehit edilmesi olayının örtbas edilmesinin sorumlularından biri olarak gösterilen ve ses kayıtlarında ismi açıklanmayıp XXX kodu kullanılan kişinin Balyoz soruşturması kapsamında ifadesi alınan Korgenarel Yuurdaer Olcan olduğu ve tutuklanmamak için GATA'da yattığı ortaya çıktı.

Çukurca'da 7 Mehmetçik'in şehit olduğu patlamadaki mayının TSK'ya ait çıkmasının depremi bitmiyor. O patlamada kullanılan mayının TSK'ya ait olduğu bilgisinin üstünü kapatarak PKK döşemiş gibi gösteren muvazzaf ekibin en tepesinde yeralan kişinin dönemin Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Yurdaer Olcan olduğu ortaya çıktı.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=970989&title=ses-kaydindaki-komutan-gatada-cikti


foto:http://www.haydisamsun.org/images/resim/RecepTayyipErdogan01.jpg

Wednesday, April 7, 2010

ŞİMDİ REKLAMLAR!

DECAYED TOOTH!


http://farm2.static.flickr.com/1169/893693851_fba0ed48de.jpg

Tuesday, April 6, 2010

I'm learning English!


http://farm3.static.flickr.com/2360/2369994885_06c3bff2e2.jpg

Sunday, April 4, 2010

WHAT IS THIS?



IT IS A SLEDGEHAMMER!

İNFORMEL DEMOKRAT/DEKATLON, BİMİSAL YAPI!

İNFORMEL DEMOKRAT/DEKATLON

"SEKTÖR"Ü AKİM BIRAKAN GÜÇ!

İŞTE GÜÇ İŞTE DEKATLON!

DEKATLON... GÜCÜ ETKİSİNDE!

DEKATLON, ENSENİZDE!

İNFORMEL DEMOKRAT...AÇIK ARA DÜNYA DEKATLON ŞAMPİYONU!

Siyaset konuşuyor, tartışıyor ve yazıyoruz... Ancak bütün bu karşılaşmalar gayet ideolojik ve psikolojik bir gölgenin altında yapılıyor: Öteki alerjisi... Her kimlik bir başkasında az veya çok alerji yaratsa da, olumsuz tepkinin esası AKP’ye gidiyor, çünkü iktidarı ellerinde tutmakla kalmayıp, daha demokratik bir rejimi ima edecek değişimlere de önayak oluyorlar. Oysa ‘biz’ onlardan böyle bir şey beklemiyoruz. ‘Biz’ onların ardımızdan gelmelerini, ‘biz’lerden öğrenmelerini, ‘biz’lere benzemek istemelerini bekliyoruz. Laiklik artık dinle devletin ayrılması türünden teorik bir önerme veya düzenleme değil. Laiklik giderek ‘bizi’ öteki karşısında üstün kılan ve ancak psikolojik olarak paylaşılabilen bir ideolojik zırh.Bu durum bir ‘kavram açığı’ yaratıyor. Yani artık klasik modern, liberal ve sol kavramlarımız ‘bize’ yetmiyor... Çünkü onlar doğal olarak ilkesel tutumlara işaret ediyorlar ve örneğin dindarları hiyerarşik olarak daha ‘aşağı’ konumda gören ‘bizlere’ pek yardımcı olmuyorlar. Kısacası hem evrensel etik anlayışa uygun olduğumuzu göstermek, hem de ‘ötekilerden’ biraz daha iyi ve yukarıda olduğumuzu kendimize kanıtlamak istiyoruz. Dolayısıyla gözümüz hep böylesi bir dengeyi ima edecek yeni kavramların peşinde...
Buna uygun bir kavramı bir süre önce gazetemizin en parlak yazarlarından biri, Sezin Öney gündeme getirdi. Kavramın gündeme getirilmesindeki amaç, yukarıda sözü edilen psikolojinin yol açtığı bir kavram arayışı değildi. Öney, Doğu Avrupa deneyiminin yol açtığı tartışmaların içinden bakıyor ve herhangi bir anayasa oluşumunun ancak toplumsal temelde harmanlanıp içselleştirilmesi sayesinde gerçek bir değişim yaratabileceğini ima ediyordu. Buna itiraz etmek pek mümkün değil... Anayasa gibi nasıl birlikte yaşayacağımızı ve yönetileceğimizi belirleyen bir metnin arkasında geniş bir konsensüsün ve derinlikli bir tartışmanın olmasını kim tercih etmez? Nitekim Öney’in alıntıladığı hukukçu András Sajó, böyle bir temel metnin ancak ‘anayasal an’ yakalandığı zaman ortaya çıkabileceğini belirtmiş. Kastedilen şey, “anayasanın teknik bir formalite olarak değil, toplumun, ortak bazı siyasal deneyimler sonucu ortaya çıkan duygusal tepkileriyle doğması, örülmesi. Yani toplumun, benzer deneyimlerden geçmenin getirdiği birliktelik duygusu içinde, ortak hareket ederek, ortak bir kimlik heyecanı ve hevesiyle bir anayasa oluşturması.”
Eğer bu ilkesel bakışı temel alırsak, hükümetin yapması gereken şu anki tasarıyı Meclis’ten çekip geniş bir tartışmaya açmak ve böylece ‘anayasal ânı’ oluşturmaktır. Ancak birkaç basit soru var: Acaba bu süre ne kadar uzun tutulmalı? Muhalefetin ‘anayasal ânı’ sahiplenmesi süreye veya içeriğe mi bağlı? Böyle bir ‘anayasal ânın’ yakalanması için gerekli olan ‘duygusal an’ açısından koşullar elverişli mi? ‘Duygusal ânın’ ideolojik olarak engellendiği ve vesayet altına alındığı bir toplumda ‘anayasal ânın’ yakalanmasının toplu isyan dışında bir anlamı var mı?
Uzlaşma üzerinden yaşanan değişimlere hasretle bakabiliriz, ama unutmamak lazım ki bunu beceren bütün ülkelerin geçmişinde çatışma üzerinden değişim dönemleri bulunuyor. Feodalizmin son dönemlerinde veya sovyet sisteminin yıkılışında kimse ‘uzlaşma’ aramadı. Çünkü değişim, bir önceki iktidar yapısının tamamen çökmesiyle değil, kırılmasıyla başladı ve o nedenle de toplumu ikiye bölen bir gerilimi ifade etti. Ortak bir kimlik üzerinden üretilecek ortak bir heyecan genellikle ortak bir düşmanın alt edilmesini gerektirir. Aksi halde zaten demokrat zihniyet içinde kendi farklılıklarını çözmeye eğilimli bir toplumun varlığını varsaymak durumunda kalırız. Türkiye için ise ikinci ihtimal zaten yok. Toplum demokrat zihniyetle yeni tanışıyor... Ortak düşman meselesi ise Cumhuriyet’in başında elde edilen bir fırsattı ve otoriter bir rejimin kurulması yönünde kullanılırken, kemalist kadro kendi duygusuna ‘ortak’ olmayanları tasfiye etti. Diğer bir deyişle bu topraklarda modern dönem diye tanımlayabileceğimiz son yüz elli yılda, rejimi birliktelik duygusuna oturtma isteği veya bu yönde bir arayış hiç olmadı. Birinci Meclis belki buna fırsat tanıyacak bir başlangıç olabilirdi... Ama kemalist rejim buna izin vermedi ve toplumsal farklılıklar arasındaki gerilimi, rejimin meşruiyetini sağlayan, vesayeti işlevsel kılan bir araç olarak kullandı.
Bu durum şimdilerde ancak değişme eğilimine girerken, sistemin imtiyazlı aktörleri doğal olarak direniyorlar. Değişimi taşıyanların İslami kimliği sayesinde laik cemaati de kendi etraflarında örgütleyebiliyorlar. Dolayısıyla toplumsal kesimler aynı dönemden geçseler, benzer şeyler yaşasalar da, ‘benzer deneyimlerden’ geçmiyorlar, çünkü ideolojik algılamaları farklı. Bu durum rejim taraftarlarının çatışmayı sürdürmesini bizzat ‘siyaset’ haline getiriyor. Bu nedenle de Türkiye’de değişim çatışmadan ürüyor...
Toplumları duygusal bir bütünsellik içinde hayal etmenin hoş yanları var... Bu tür bir temeli olmayan değişimlerin çatışma süreci içinde yol almak zorunda kalacakları da doğru. Ama bu iyimser önermenin hayata geçmesi için önce ortak bir niyette buluşulması lazım. Yani şu anki sistemin ‘ortak yarar’ uğruna değişmesi gerektiğinin kabulü gerek. Türkiye’de ise bırakın bu niyeti, vesayetçi rejimden toplumsal taleplere yönelen apaçık bir kötü niyet var... emahcupyan@gmail.com

YAYINCININ NOTU:
Kötü niyet/Suikast
(V)!

Thursday, April 1, 2010

İNFORMEL DEMOKRAT/DEKATLON "FELEK"İN ÇARKINA ÇOMAK SOKAR!

DEKATLON KONUYU TAKİP EDİYOR! (ISPARTA'LI VATANDAŞIN CESETİNİN BULUNUP BULUNMADIĞI KONUSUNDA DA BİLGİ BEKLİYORUM!)

Van'ın Çaldıran İlçesi'ne bağlı Hangedik Köyü'nde Mehmet Nuri Tançoban isimli bir gencin askerler tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan otopside Tançoban'ın ölümüne ateşli silah çekirdeğinin neden olduğu belirlendi.

İran sınırına 10 kilometre mesafede bulunan Hangedik Köyü'nde yaşayan Çatak Anadolu Lisesi 1'inci sınıf öğrencisi Mehmet Nuri Tançoban'ın cesedi, köyün dışındaki tarlada bulundu. Askerler tarafından alınan cenazeyle birlikte Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne giden baba Cafer Tançoban, askeri suçladı. Baba, şunları anlattı: "Oğlum Mehmet Nuri ile arkadaşları köyden 2 kilometre uzakta olan tarlaya gitmişler. Bu esnada Alaköy Karakolu'nda görevli askerleri gördüklerinde korkup kaçmışlar. Askerler oğlumu sırtından vurmuşlar. Olayı gören dört köylüyü de (M. Şirin Tançoban, Metin Tançoban, Ayhan Bozkaya, Erhan Tançoban) gözaltına aldılar. Oğlum, daha çocuktu. Bir oğlum da İzmir'de asker."


Ateşli silahla vurulmuş
Mehmet Nuri Tançoban'a Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan otopside ölüm sebebi olarak ateşli silah çekirdeğinin yol açtığı iç kanama gösterildi.

Bu arada hastane önüne gelen BDP'liler adına açıklama yapan İl Başkanı Av. Cüneyt Caniş de İran sınırında son bir yıl içinde kaçakçılık iddiasıyla 30 vatandaşın öldürüldüğünü söyledi.

SELİM KEMALOĞLU/ADEM TAYAN-VAN
http://www.taraf.com.tr/haber/48244.htm

V=A+B+C+D+E+H

V'NİN ENSESİNDEYİM!

DEKATLON/EHL-İ BEYT AKAD'LA DAYANIŞIR!

Mahkeme öncesi Çukurova Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Alevi Kültürünü Araştırma Derneği (AKAD) Başkanı Hasan Atıcı, din adamlarının mahkemeye verilmesine tepki gösterdi. Atıcı, "Alevi toplumu olarak bu davayı asla tasvip etmiyor ve esefle karşılıyoruz." dedi. AKAD İskenderun Şubesi, Ulvi Değerler Derneği, Karataş Alevileri Kültür ve Dayanışma Derneği, Karayusuflu Sosyal Yardımlaşma Derneği başkan ile üyelerinin de hazır bulunduğu toplantıda Atıcı, kendilerinin Hak-Muhammed-Ali anlayışı ile inanç temelleri Kur'an-ı Kerim, Sünneti Nebevi ve Ehli Beyt öğretisi olan Alevi-İslam inancında vatandaşlar olduklarını vurguladı.http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=967996&title=cocuklara-egitim-veren-alevi-onderler-hapisle-yargilaniyor

V'NIN ENSESİNDEYİM!

İŞTE GÜÇ İŞTE DEKATLON!