Sunday, May 31, 2009
Saturday, May 30, 2009
Friday, May 29, 2009
CAN ÜZERİNDEN MESAJLAŞMA...
PKK'nın ortaya çıkmasında 12 Eylül'ün ve Diyarbakır Cezaevi'nin büyük emeği vardır. En son Ahmet Türk'ün, katıldığı bir televizyon programında o dönem Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarını anlatırken söyledikleri dikkat çekici: "Her gün dayak, her gün işkence. Bazı zamanlar, 'Ya Rabbi canımı al, bu işkenceden kurtar bizi', diyorduk."
PKK'nın Diyarbakır'a girmesi, orada taban bulması, on binlerce insanın kaybedilmesine sebep olmasının altında hep 12 Eylül darbesi yatar. Etnik siyaseti başlatanlar ve ona önderlik yapanların büyük bölümü, bu işin kararını Diyarbakır Cezaevi'nde vermiştir. Kürt meselesinde barış çabaları ne zaman hızlansa o zaman şehit haberleri artmaya başlar. Kürt meselesinde çözüme ulaşmak için Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, Genelkurmay Başkanı'nın devrede olduğu bir zamanda, köklü birtakım adımların atılması söz konusuyken terör eylemlerinin artmasını izah etmek mümkün değil. Üstelik Kandil'in de bu adımlara karşı müspet sinyaller yolladığını düşününce insan, 'Bu eylemleri kim yapıyor?' diye sormadan edemiyor.
Böyle bir zamanda DTP'li vekiller ile ilgili görülen dava da çözümsüzlüğe tuz biber ekiyor. Meclis Başkanı Köksal Toptan, en azından milletvekillikleri bitene kadar erteleyebileceği bir meseleyi Türkiye'nin kucağına bıraktı. Bir şey bazen kanuni olabilir ama hukuki değildir. Meclis'in ve üyelerinin hakkını mutlak surette savunması beklenen Köksal Toptan'ın DTP'li vekillerle polemiğe girmesinin ve bu polemiğin dozunu artırmasının yanlış bir politika olduğunu düşünüyorum. Bazı DTP'li vekillerin bu gerginliğin geçmesi, işlerin suhuletle çözülmesi gibi bir kaygısı zaten yok.
Türkiye'de can üzerinden kirli bir oyun oynanıyor. Güç odakları birbirlerine insan canı üzerinden mesajlar veriyor. Birbirine mesaj gönderirken yedi can ile gönderiyor. Bu aptal savaşın bütün faturasını Anadolu'nun gencecik delikanlıları ödüyor. Ne kadar da kolay söyleniyor ve ne kadar da çabuk unutuluyor ölenler. Daha birkaç hafta önce mayın patlaması sonucu ölen 10 askeri kimse hatırlıyor mu? Ya ondan öncekileri, ya ondan öncekileri?.. Annelerinden, babalarından, çocuklarından, karılarından, nişanlılarından, kardeşlerinden yani ateşin düştüğü yerden başka! Ne de olsa en kolay katlanılan, başkasının acısı.
Bu terörü ortaya çıkaranlar kim? Terörün ortaya çıkması için şartları müsait hale getirenler kim? Ve ne zaman çözüm ile ilgili bir şeyler konuşulsa ortaya çıkıp vatan millet edebiyatı yapıp işin çözümsüz kalmasını sağlayanlar kim? Kimler bu kandan hayat bulan vampirler? Silahların susması, konunun çözülmesi ne zaman gündeme gelse ardı ardına şehit haberleri düşüyor gazetelere. Ne zaman Türkiye'de seçimin ertelenmesine ya da başka bir siyasal mesaja ihtiyaç olsa bölgeden üçer beşer şehit çocuklar geliyor. Ne zaman Türkiye'de siyaseti yönlendirmeye ihtiyaç duyulsa oradan şehit acıları yükseliyor. Vampirler için bitmek tükenmek bilmeyen bir mesaj yolu Güneydoğu. Sinir uçlarına basmak için, bazı konuların tartışılmaz olması için, silah tüccarlarının daha çok semirmesi için oradan şehit cenazelerinin gelmesi gerekiyor çünkü...
Bu oyunda Anadolu'da yaşayanlara düşen rol ise sadece ağlamak! Ateşin düştüğü yerdekiler nasıl olsa itiraz etmeyecekler ya da edemeyecekler. Nasıl olsa sorgulamayacaklar ya da sorgulayamayacaklar. Herkes bütün aymazlığıyla masa üzerindeki satranç tahtasında oyununa devam edecek. Ne zaman bir piyonun feda edilmesi gerekiyorsa oradan bir Mehmetçik daha çağıracaklar. m.kamis@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=853347
PKK'nın Diyarbakır'a girmesi, orada taban bulması, on binlerce insanın kaybedilmesine sebep olmasının altında hep 12 Eylül darbesi yatar. Etnik siyaseti başlatanlar ve ona önderlik yapanların büyük bölümü, bu işin kararını Diyarbakır Cezaevi'nde vermiştir. Kürt meselesinde barış çabaları ne zaman hızlansa o zaman şehit haberleri artmaya başlar. Kürt meselesinde çözüme ulaşmak için Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, Genelkurmay Başkanı'nın devrede olduğu bir zamanda, köklü birtakım adımların atılması söz konusuyken terör eylemlerinin artmasını izah etmek mümkün değil. Üstelik Kandil'in de bu adımlara karşı müspet sinyaller yolladığını düşününce insan, 'Bu eylemleri kim yapıyor?' diye sormadan edemiyor.
Böyle bir zamanda DTP'li vekiller ile ilgili görülen dava da çözümsüzlüğe tuz biber ekiyor. Meclis Başkanı Köksal Toptan, en azından milletvekillikleri bitene kadar erteleyebileceği bir meseleyi Türkiye'nin kucağına bıraktı. Bir şey bazen kanuni olabilir ama hukuki değildir. Meclis'in ve üyelerinin hakkını mutlak surette savunması beklenen Köksal Toptan'ın DTP'li vekillerle polemiğe girmesinin ve bu polemiğin dozunu artırmasının yanlış bir politika olduğunu düşünüyorum. Bazı DTP'li vekillerin bu gerginliğin geçmesi, işlerin suhuletle çözülmesi gibi bir kaygısı zaten yok.
Türkiye'de can üzerinden kirli bir oyun oynanıyor. Güç odakları birbirlerine insan canı üzerinden mesajlar veriyor. Birbirine mesaj gönderirken yedi can ile gönderiyor. Bu aptal savaşın bütün faturasını Anadolu'nun gencecik delikanlıları ödüyor. Ne kadar da kolay söyleniyor ve ne kadar da çabuk unutuluyor ölenler. Daha birkaç hafta önce mayın patlaması sonucu ölen 10 askeri kimse hatırlıyor mu? Ya ondan öncekileri, ya ondan öncekileri?.. Annelerinden, babalarından, çocuklarından, karılarından, nişanlılarından, kardeşlerinden yani ateşin düştüğü yerden başka! Ne de olsa en kolay katlanılan, başkasının acısı.
Bu terörü ortaya çıkaranlar kim? Terörün ortaya çıkması için şartları müsait hale getirenler kim? Ve ne zaman çözüm ile ilgili bir şeyler konuşulsa ortaya çıkıp vatan millet edebiyatı yapıp işin çözümsüz kalmasını sağlayanlar kim? Kimler bu kandan hayat bulan vampirler? Silahların susması, konunun çözülmesi ne zaman gündeme gelse ardı ardına şehit haberleri düşüyor gazetelere. Ne zaman Türkiye'de seçimin ertelenmesine ya da başka bir siyasal mesaja ihtiyaç olsa bölgeden üçer beşer şehit çocuklar geliyor. Ne zaman Türkiye'de siyaseti yönlendirmeye ihtiyaç duyulsa oradan şehit acıları yükseliyor. Vampirler için bitmek tükenmek bilmeyen bir mesaj yolu Güneydoğu. Sinir uçlarına basmak için, bazı konuların tartışılmaz olması için, silah tüccarlarının daha çok semirmesi için oradan şehit cenazelerinin gelmesi gerekiyor çünkü...
Bu oyunda Anadolu'da yaşayanlara düşen rol ise sadece ağlamak! Ateşin düştüğü yerdekiler nasıl olsa itiraz etmeyecekler ya da edemeyecekler. Nasıl olsa sorgulamayacaklar ya da sorgulayamayacaklar. Herkes bütün aymazlığıyla masa üzerindeki satranç tahtasında oyununa devam edecek. Ne zaman bir piyonun feda edilmesi gerekiyorsa oradan bir Mehmetçik daha çağıracaklar. m.kamis@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=853347
Thursday, May 28, 2009

Wives and children
He had several wives: Valide Sultan Amina Gul-Bahar, a Greek Orthodox woman[1] of Noble birth from the village of Douvera, Trabzon,[1] who died in 1492, the mother of Bayezid II, and Gevher Sultana; Gulshah Hatun; Sitti Mukrime Hatun[2]; Hatun Cicek; Helene Hatun, who died in 1481, daughter of Demetrios II Palaiologos, the Despot of Morea; briefly Anna Hatun, the daughter of the Emperor of Trebizond; and Hatun Alexias, a Byzantine princess. Another son of his was Djem Zizim, who died in 1495.
He had several wives: Valide Sultan Amina Gul-Bahar, a Greek Orthodox woman[1] of Noble birth from the village of Douvera, Trabzon,[1] who died in 1492, the mother of Bayezid II, and Gevher Sultana; Gulshah Hatun; Sitti Mukrime Hatun[2]; Hatun Cicek; Helene Hatun, who died in 1481, daughter of Demetrios II Palaiologos, the Despot of Morea; briefly Anna Hatun, the daughter of the Emperor of Trebizond; and Hatun Alexias, a Byzantine princess. Another son of his was Djem Zizim, who died in 1495.
Fetih hadisi olarak söhret bulan hadisin orijinal metni ve anlami su sekildedir:حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي شَيْبَةَ وَسَمِعْتُهُ أَنَا مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي شَيْبَةَ قَالَ ثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ قَالَ حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ الْمُغِيرَةِ الْمَعَافِرِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بِشْرٍ الْخَثْعَمِيُّ عَنْ أَبِيهِ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ قَالَ فَدَعَانِي مَسْلَمَةُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ فَسَأَلَنِي فَحَدَّثْتُهُ فَغَزَا الْقُسْطَنْطِينِيَّةَMuhammed b. Ebî Seybe, Zeyd b. el-Hubâb’dan, o, Velid b. Mugire el-Meâfirî’den isitmis, Velid b. Mugîre Abdullah b. Bisr el-Has’amî’den o da babasindan isittigine göre Nebi (A.S.) söyle buyurmustur: “Istanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”
Tuesday, May 26, 2009
PEYGAMBERLER ŞEHRİ, KUTSAL KENT RUHA!
http://www.taskiran.de/urfa/SanlUrfa_10.jpgURFA'LIYSAN EZELDEN, GÖNLÜN GEÇMEZ GÜZELDEN!
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11733994.asp?yazarid=2&gid=61&hid=11734889
Sunday, May 24, 2009
"NEVZAT TANDOĞAN MANTIĞI"
Yoksa, Aristo mantığı, diyalektik mantık falan gibi bir de "bürokrat mantığı" mı vardır okullarda okutulmayan?Baksanıza, şimdi o mantığa göre cumhurbaşkanları da yargılanırmış bal gibi!... Yani, anayasa çiğnenebilirmiş!İsterseniz "Nevzat Tandoğan mantığı" diyelim: "Bu memlekette anayasa çiğnenecekse onu da biz çiğneriz arkadaş!"
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/05/25/cignenecekse_biz_cigneriz_size_ne_oluyor
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/05/25/cignenecekse_biz_cigneriz_size_ne_oluyor
Wednesday, May 20, 2009
Tuesday, May 19, 2009
Monday, May 18, 2009
BAHÇELİ'den PASHA'ya DERS!
Bahçeli’den paşaya ders
Şamil TAYYAR stayyar@stargazete.comRSS
Hüsamettin Cindoruk’a bakılırsa, DP’nin yeni hedefi, AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak. Varlığını başka bir partinin varlığına adayan bir siyasal anlayış, herhalde sadece bize özgü bir yamukluk olsa gerek. Ülkeyi yönetmeye talip olmayıp AK Parti düşmanlığında filizlenmeyi umuyorlar. Bu politika bile Cindoruk’un üstlendiği misyonu tarif etmesi bakımından yeterlidir. Sanıyorum Cindoruk mühendisleri, MHP’den umutlarını kestiler ki, CHP’ye partner olarak DP’yi seçtiler. Haksız da sayılmazlar! Devlet Bahçeli, 2006’da Mersin’de düzenlenen bayrak mitingine destek veren parti teşkilatlarını ‘ya istifa edin gidin ya bu işlere bulaşmayın’ diyerek provokasyona alet olmalarını engelledi. Hatta aynı günlerde ziyaretine gelen emekli bir generalin ‘Neden gençlerin meydanlara çıkmasına izin vermiyorsunuz?’ diye sorduğunda Bahçeli’nin yanıtı şöyle oldu: ‘Sayın Paşam, siz önce çocuğunuzu Kızılay’da İzmir Caddesine çıkarın sonra bu önerinizi değerlendiririz. Bizim gençlerimiz çok acılar yaşadı. Şehitlerimiz var. Binlerce mağdurumuz var. Yeni mağduriyetlere sebebiyet vermek istemiyoruz.’ Ergenekon’un yerinde siz olsanız, sever misiniz Devlet Bey’i...
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/samil-tayyar/bahceli-den-pasaya-ders-haber-188926.htm
Şamil TAYYAR stayyar@stargazete.comRSS
Hüsamettin Cindoruk’a bakılırsa, DP’nin yeni hedefi, AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak. Varlığını başka bir partinin varlığına adayan bir siyasal anlayış, herhalde sadece bize özgü bir yamukluk olsa gerek. Ülkeyi yönetmeye talip olmayıp AK Parti düşmanlığında filizlenmeyi umuyorlar. Bu politika bile Cindoruk’un üstlendiği misyonu tarif etmesi bakımından yeterlidir. Sanıyorum Cindoruk mühendisleri, MHP’den umutlarını kestiler ki, CHP’ye partner olarak DP’yi seçtiler. Haksız da sayılmazlar! Devlet Bahçeli, 2006’da Mersin’de düzenlenen bayrak mitingine destek veren parti teşkilatlarını ‘ya istifa edin gidin ya bu işlere bulaşmayın’ diyerek provokasyona alet olmalarını engelledi. Hatta aynı günlerde ziyaretine gelen emekli bir generalin ‘Neden gençlerin meydanlara çıkmasına izin vermiyorsunuz?’ diye sorduğunda Bahçeli’nin yanıtı şöyle oldu: ‘Sayın Paşam, siz önce çocuğunuzu Kızılay’da İzmir Caddesine çıkarın sonra bu önerinizi değerlendiririz. Bizim gençlerimiz çok acılar yaşadı. Şehitlerimiz var. Binlerce mağdurumuz var. Yeni mağduriyetlere sebebiyet vermek istemiyoruz.’ Ergenekon’un yerinde siz olsanız, sever misiniz Devlet Bey’i...
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/samil-tayyar/bahceli-den-pasaya-ders-haber-188926.htm
Saturday, May 16, 2009
Wednesday, May 13, 2009
Saturday, May 9, 2009
Friday, May 1, 2009
LABOUR DAY HISTORY
The origin of Labour Day can be traced back to Philadelphia in December 1869, were a group of nine tailors, led by Uriah S. Stephens, who called themselves “Knights of Labor” established a Labour Organization. The Labour Organization was initially kept secret but grew rapidly in 1872. The Labour Organization grew even larger at the collapse of the “The National Labor Union, [1866 to 1873]” in 1873, who were a large group of workers and reformist, who tried unsuccessfully to pressure Congress into making labor reforms, specifically an eight-hour workday. The effort failed, and the Union itself broke apart. Most of the reformers were immigrants from Europe who pursued the same interests back in Europe.The membership of the Knights of Labor peaked in 1886, under Terence V. Powderly, with a total of over 700,000. The Knights held the motto "an injury to one is the concern of all", the Knights of Labor attempted to further its idealistic aims--an 8-hour day, the abolition of child labor, equal pay, the elimination of private banks. The Knights were organized both as all-inclusive "general assemblies" and as "trade assemblies" consisting of workers within particular crafts. Women, black workers (after 1883), and employers were welcomed, and bankers, lawyers, gamblers, and stockholders excluded.The Knights aided various strikes and boycotts, winning important actions against Union Pacific in 1884 and on the Wabash Railroad in 1885. However, failure in the Missouri Pacific strike in 1886 and violence by strikers, including the Haymarket Square riot, led to disputes between the craft unionists and the advocates of all-inclusive unionism. With the additional problems of an autocratic structure, mismanagement, further unsuccessful strikes, and the emergence of the American Federation of Labor in 1886 under Samuel Gompers the organization quickly shrank from its 1886 peak. By 1890 membership was only 100,000, and by 1900 it was practically non-existent. Knights of Labor organized a parade in September 5, 1882 in New York City. Another parade was held in 1884 were the Knights passed a resolution to make these parade an annual event. There were many other Labour Organizations, but notably the affiliates of the International Workingmen's Association [also called the International or the First International. The International Workingmen's Association was established in 1864 and had their first meeting in London, England] who were seen as a hotbed of socialists and anarchists, favored a May 1st holiday. Originally the organization contained British trade unionists, anarchists, French socialists, Italian republicans and was organized by a small group around Karl Marx. Later disputes between Marx and Mikhail Bakunin, the most prominent anarchist in the International, led to a split between the Marxists and Bakuninists in which Bakunin's followers were ejected from the International. In order to maintain control of the International, in 1872 Marx relocated the organization to New York City. The organization disbanded 4 years later, at the 1876 Philadelphia conference. Latter attempts to revive the organization over the next five years failed. With the event of Chicago's Haymarket riots in early May of 1886, president Grover Cleveland believed that a May 1st holiday could become an opportunity to commemorate the riots. But fearing it may strengthen the socialist movement, he quickly moved in 1887 to support the position of the Knights of Labor and their date for Labor Day. The date was adopted in Canada in 1894 by the government of Prime Minister John Thompson, although the concept of a Labour Day actually originated with marches in both Toronto and Ottawa in 1872. On the other hand, socialist delegates in Paris in 1889 appointed May 1st as the official International Labour Day.The First International was largely considered to be a major factor leading to the creation of the Paris Commune of 1871. Although this was not in fact true, Marx did write a defense of the Commune.
Labor Day has been celebrated on the first Monday in September in the United States and Canada since the 1880s. The September date has remained unchanged, even though the two governments were encouraged to adopt May 1 as Labor Day, the date celebrated by the majority of the world. Moving the holiday, in addition to violating U.S. tradition, could have been viewed as aligning U.S. labor movements with internationalal sympathies.
Most other countries celebrate Labour Day on May 1, known as May Day. In Europe the day had older significance as a rural festival, but over time it has been replaced by the labor connotations of the holiday. The holiday has become internationalized and several countries hold multi-day celebrations including parades, shows and other patriotic and labor-oriented events.
In Germany, Labour Day was established as an official holiday in 1933 after the NSDAP rose to power. It was supposed to symbolize the new found unity between the state and the working classes. Ironically, just one day later, on May 2 1933, all free unions were outlawed and destroyed. But since the holiday had been celebrated by German workers for many decades before the official state endorsement, the NSDAP attempt to appropriate it left no long-term resentment.
In Australia, Labour Day is October 1 in the Australian Capital Territory, New South Wales and South Australia. In the Northern Territory it is called May Day but (unlike in most other countries with such a holiday) occurs on May 5, not May 1. In Victoria it is the second Monday in March, and March 1 in Western Australia and Tasmania (the latter calls it Eight Hours Day).
In New Zealand, Labour Day is a public holiday held on the 4th Monday in October. Its origins are traced back to the 8 hour working day movement that arose in the newly founded Wellington colony in 1840, primarily because of carpenter Samuel Parnell's refusal to work more than 8 hours a day. He encouraged other tradesmen to also only work for 8 hours a day and in October 1840 a workers meeting passed a resolution supporting the idea. On 28 October 1890, the fiftieth anniversary of the 8 hour day was commemorated with a parade. The event was then celebrated annually in late October as either Labour Day or Eight-Hour Demonstration Day. In 1899 government legislated that the day be a public holiday from 1900. The day was celebrated on different days in different provinces. This led to ship-owners complaining that seamen were taking excessive holidays by having one Labour Day in one port then another in their next port. In 1910 the government "Mondayised" the holiday so that it would be observed on the same day throughout the nation.
http://www.inglewoodcarecentre.com/history/labour_day.htm
Labor Day has been celebrated on the first Monday in September in the United States and Canada since the 1880s. The September date has remained unchanged, even though the two governments were encouraged to adopt May 1 as Labor Day, the date celebrated by the majority of the world. Moving the holiday, in addition to violating U.S. tradition, could have been viewed as aligning U.S. labor movements with internationalal sympathies.
Most other countries celebrate Labour Day on May 1, known as May Day. In Europe the day had older significance as a rural festival, but over time it has been replaced by the labor connotations of the holiday. The holiday has become internationalized and several countries hold multi-day celebrations including parades, shows and other patriotic and labor-oriented events.
In Germany, Labour Day was established as an official holiday in 1933 after the NSDAP rose to power. It was supposed to symbolize the new found unity between the state and the working classes. Ironically, just one day later, on May 2 1933, all free unions were outlawed and destroyed. But since the holiday had been celebrated by German workers for many decades before the official state endorsement, the NSDAP attempt to appropriate it left no long-term resentment.
In Australia, Labour Day is October 1 in the Australian Capital Territory, New South Wales and South Australia. In the Northern Territory it is called May Day but (unlike in most other countries with such a holiday) occurs on May 5, not May 1. In Victoria it is the second Monday in March, and March 1 in Western Australia and Tasmania (the latter calls it Eight Hours Day).
In New Zealand, Labour Day is a public holiday held on the 4th Monday in October. Its origins are traced back to the 8 hour working day movement that arose in the newly founded Wellington colony in 1840, primarily because of carpenter Samuel Parnell's refusal to work more than 8 hours a day. He encouraged other tradesmen to also only work for 8 hours a day and in October 1840 a workers meeting passed a resolution supporting the idea. On 28 October 1890, the fiftieth anniversary of the 8 hour day was commemorated with a parade. The event was then celebrated annually in late October as either Labour Day or Eight-Hour Demonstration Day. In 1899 government legislated that the day be a public holiday from 1900. The day was celebrated on different days in different provinces. This led to ship-owners complaining that seamen were taking excessive holidays by having one Labour Day in one port then another in their next port. In 1910 the government "Mondayised" the holiday so that it would be observed on the same day throughout the nation.
http://www.inglewoodcarecentre.com/history/labour_day.htm
Subscribe to:
Posts (Atom)












